Sayılı Günler

254.gün: Geç kalınmış tanışma

Bugün çok erken uyandım. Bir sürü işten sonra saat 23.39 ve ben yine seninleyim. Bugün fark ettim ki hala tanışmadık. Ben Menekşe… Annem çiçekleri çok sevdiği için bana en sevdiği çiçeğin ismini vermiş. Belki de menekşeler kadar uzun ömürlü ve ılımlı olmamı istemiştir. Bana sorsalar kaktüs olsa daha iyi olurmuş benim adım. Uzun zaman sonra kısa ömürlü çiçek açanlardan mesela…

Bunca zaman gelip geçti nasıl oldu da kendime dair tek bir söz etmeden yazdım. Hiçbir fikrim yok. Ne anlatmalı ki sana?

Arkadaşlarımı anlatabilirim onlara çiçek isimleri verdim, haberleri yok tabi…

Hatırlar mısın bilmiyorum. “Keşke konuşan bir çiçeğim olsa” der dururdum. Arkadaşlarıma bu yüzden çiçek isimleri verdim. Neye göre verdin diye sorarsan şöyle; özelliklerini bildiğim birkaç çiçeğin fotoğraflarına baktım ve aklıma gelen kişiye o ismi verdim. Bu şekilde konuşan bir değil beş çiçeğim oldu.

Neyse bunu başka bi gün anlatacağım hatırlat.

255.gün: Duygu katili sözcükler

En çok ne zaman eksik hisseder ki insan? Bence en güzel geçen günün akşamlarında… Bugün ben de böyle hissediyorum sanırım. Koşup her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmak istiyorum.

Kime, dersen bilmiyorum.

Ama içimde sadece bunun heyecanı var yoksa bugün 7 tane sarı apartmanın önünden geçtim, yolda 2 köpek gördüm, otobüs beklerken 1 yaşlarında bir çocuk bana gülümsedi… he bir de çok hızlı ilerleyen bir bulut gördüm inanmazsın işte bunları yazmaya gelmedim. Sadece bunun heyecanını paylaşmak istedim.

Bazen kendimi sözcüklere asılmış duyguları olan biri gibi hissediyorum. Ama inan bana böyle değilim. Gerçekten… Hatta duygularımı çoğu zaman o kadar yoğun yaşıyorum ki anlatabilecek bir sözcük bile bulamıyorum.

256.gün: Sevim teyze

Bu sabah erkenden uyanıp perdeleri açtım. Sevim teyze yine balkonunda çiçekleriyle sohbet ediyordu.

Bu kadın hiç uyumuyor mu?

Sevim teyze ilaç gibi geliyor çiçeklere. Hastalanan çiçeklerim ona gitmeden iyileşemiyor. Bir türlü bana nasıl bakmam gerektiğini öğretemedi.

Onunla sohbet etmeyi çok seviyorum. Hep konuşmaya hasret gibi… Tarifini verdiği limonlu kekim fırından çıksın yanına koşacağım.

Biraz ondan bahsetmek istiyorum. Bunca zamandır gidip geliyorum ama hiç anlatmadım. Sevim teyze 58 yaşında hayat dolu, bir o kadar da hayata kırgın. Başlarken söylediğim gibi bitkilere çok düşkün, onlar hakkında her şeyi biliyor. Günün hangi saatlerinde su vermeli, kaç günde bir sulanmalı, güneşten mi zarar görmüş yoksa susuz mu kalmış bir bakışta anlıyor… hepsini Ufuk amca öğretmiş ona. Her hoşuna giden çiçeği getirirmiş Sevim teyzeye sonra nasıl bakması gerektiğini ona da anlatır ama hep kendi ilgilenirmiş onlarla.
O olmayınca Sevim teyzeye kalmış hepsi. Bambaşka bir hikayeleri var ama onu da sonra anlatırım.
Sevim teyze eskiden kütüphane sorumlusuymuş. Konuşmalarından ve anlattıklarından kitaplarla çok zaman geçirdiğini anlayabiliyorsunuz. Okuduğum çoğu kitabı okumuş olduğu için onunla konuşmak o kadar güzel oluyor ki.


Zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. Hatta gittiğimde akşama kadar oturmuşum kızı işten dönünce fark ettim. Hemen toparlandım çıkarken kızıyla tanıştım. Defne…

Sevim teyze şöyle demişti bir keresinde “Defneler yaz-kış fark etmeden yeşil kalır ve etrafına güzel kokular saçar. Tıpkı benim Defne’m gibi… bu yüzden adıyla zaten daha önceden tanışmıştım.

Merdivenlerden inerken Sevim teyzenin bu hayatta çok sevdiği şeyleri düşünmüştüm; kızı, çiçekleri ve kitaplar… E tabi Ufuk amca…

Bir hafta önce hastalanan kaktüsümü bırakmıştım Sevim teyzeye. Yerlerini çok değiştirme bize küsecekler diye sitem etmişti. Kapıcıyla göndermiş şimdi. Gelen kapıcıydı ben de kim bu ısrarla zile basan diyorum.

Nasıl da iyi geliyor bu bitkilere, canından can katıyor resmen. Söylediği her şeyi yaptığım halde hiç etkisi olmuyor.Benim kekimi beğenmeyerek tarifini verdiği limonlu keki ona aldığım beyaz orkide tohumlarıyla götüreceğim piştiğinde.

Mis gibi kokmaya başladı bile.