Sayılı Günler: 4

262. gün: Dokunmadan

Bugün okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitap biteli çok oldu üzerine iki kitap okudum. Aslında Sevim teyzeyle konuşup öyle bir şeyler yazacaktım ama hasta biliyorsun. Gerçi bu kitabı okuyup okumadığını bile bilmiyorum. 

Şöyle kitabın arkasında yazan şu: Adalet, yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Ne mutlu ne mutsuz, öylesine yaşayıp gitmektedir. Tâ ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek… Hayatını didik didik ederek ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar.

Özetle kitabın konusu da bu şekilde ama kesinlikle çok daha fazlası. Hiçbir şey ne kitabın başındaki ne de arka kapak yazısındaki gibi. 

Kitapta çokça kendimi bulduğum cümleler ve tepkiler oldu. Bu yüzden yazmak istedim. Ve altını çizdiğim cümlelerin bazılarını buraya yazmak istedim. İlk olarak beni şaşırtan bir kısım var. Birkaç ay önce sen daha iyi bilirsin tabii bu cümleleri kendi sözcüklerimle yazmaya çalışmıştım. 

“Anlatmakta en az işe yarayan vasıta, kelimeler. İçleri mi boşaldı, hor mu kullandım, yoksa yaşlandım mı, emin değilim. Bildiğim şu ki, artık kelimelere güvenecek, kendimi onlara emanet edecek safdil zamanları geçtim. Susmanın bir ifade biçimi olduğunu savunmuyorum. Ben sadece anlatmayı denemekten vazgeçtim.”

Eskiden sürekli böyle hissederdim. Asla kendimi anlatamıyorum derdim. 

Şöyle yazmışım hatta: Kelimelere güven olmaz. Evet ben seçiyorum onları ama güven olmaz işte.Ya anlatamazsam hissettiklerimi ya yanlış kelimelere tutunmaya çalışırsam…

Bu kadar karamsar olmama gerek yokmuş aslında bunu anlamam için bi sekiz ayın geçmesi gerekiyormuş demek ki. Aralıkta yazmışım şimdi temmuz bitiyor. Bunu çok yapıyorum. Kendimi yetersiz hissetme sorunu yaşıyorum zaman zaman.

“Çünkü bazı sızılar bir defa başladı mı artık geçmiyor.”

Kitapta yaklaşık 15-20 cümle var altını çizdiğim çoğunlukla hissettiğim ve haklı bulduğum cümleleri çizdim. Aslında hepsi hakkında söylemek istediklerim var ama birkaçını daha yazıp gideceğim.

“Konuşmanın alışmak, alışmanın da sevmek gibi yan etkileri oluyor. Ama siz insanlar da ne kolay alışıyorsunuz be. Yabancılara bile. Hatta hep yabancılara. Sonra da aslında hiç gelmemiş birilerinin gidişine üzülerek geçiyor hayatınız.”

“Ama biz insanlar, birbirimize sandığımızdan fazla benziyorduk galiba. Genellikle görünmeye çalıştığımızdan daha mutsuz oluyor, çabucak bozulan birer küçük makine gibi ha bire hata veriyor, azıcık toparlandıktan sonra da savruluşlarımızın adına insanlık hali diyorduk.”

“Hikayeler böyledir, bazen sadece bir kişi dinlesin diye anlatılır. Bir kişi çünkü dünya demektir. Dünya da hikaye…”

263. gün: Eldekilerin ağırlığı

Bazen ne istiyorum biliyor musun? Tüm hislerimi, düşüncelerimi birine 1 dakika tutabilir misin diye verip koşa koşa uzaklaşmak. Baya hafiflerim herhalde. Yerçekimine karşı bile koyabilirim o hafiflikle. Ama olmuyor işte. Kim bilir sen neler yapmak istersin sevgili defterim, belki de tertemiz kalmasını isterdin sayfalarının ya da birbirinden güzel resimler çizilsin… Renk renk boyanmak ister miydin? Ben istemezdim, çok karışık ve çeşitli şeyleri çok sevemiyorum yani bir süredir. Bazı günler iki lafı bir araya bile getiremiyorum bugün o günlerden gidip yapmam gerekenleri halletsem iyi olacak.

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Bir yorum girin
Adınız

Exit mobile version