Şaşnaz ile Sarman’ın Konuşmaları

-Pekâlâ. O halde henüz yeryüzüne gözlerini yeni açmış bebek bir nesli aldık diyelim. Bilgiyi ve kötülüğü bırak, henüz konuşmayı bile öğrenmemiş bir nesil. Milyonlarca tabula rasa*. Sonra hepsinin ebeveynlerini imha ettik. Bir nevi, kenara ayırdığımız tabula rasa nesil haricinde insanlığı yok ettik. Nesilden nesile aktarılan tüm faaliyetleri, normları, fikirleri ve yapıları yok etmiş olduk. Sonra salıverdik bizim tabula rasaları! O zaman ne olacak? Biraz evvel pek bir yerdiğin gerici ve kendi kendisini mahveden insanlık ne hale gelecek? Yoksa tamamiyle düzelecek mi bu insanoğlunun bedbaht durumu? Aptal ve hızlı medeniyetlerin yerini dingin ve sağduyulu insan toplulukları mı alacak?

-Eğer beni iğnelemeye çalışıyorsan ben böyle bir şeyin çözüm olacağını söylemedim. Ha yok sahiden soru soruyorsan cevap vereyim: Elbette hayır. Şu anki insanlık zamanında biraz evvel yarattığın tabula rasa nesilin aynısı değil miydi Şaşnaz? Evet. O halde bu canice fikrin çözüm olacak olsaydı, zaten şu an insanlık bu durumda olmaz, biz de bunu burda oturup senle konuşmazdık. Gerçekten bu kadar zihinsel kısırlık çektiğini bilmiyordum.

-Bir dakika. Canice mi?

-Gayet tabii.

-O halde sen Raskolnikov’u da sevmiyorsun ha?

Sarman gülümsedi.

-Aslında bir noktada Raskolnikov’la kader ortağıyız. Üçümüzün de somut gerçekliği yok. Zihinlerde yaşıyoruz. Biri dünyanın en büyük edebiyatçılarından birinin zihni, öteki ise alelade bir herifin. Ne fark eder? Hem bir dakika! Raskolnikov senden daha insaflıdır. Bir nesli yok etmekle iki kişiyi öldürmeyi hangi mantıkla bir tutuyorsun?

-Onun eline sadece imkan geçmemişti. Ayrıca insanlığın hatırı sayılır bir kısmının tefeci koca karıdan pek de farkı olmadığını düşünürsek…

-Yanıldığın noktalar var Şaşnaz. Ayrıca iyi ki gerçek değilsin. İnsanlık senin elinden neler çekerdi kim bilir.

-Tamam! Bugünkü saçmalama kotanı doldurdun! Ben zannettiğinin aksine et ve kemik gibi gerçeğim. Herkesin içinde varım. Kimi baskılıyor, kimi açığa çıkarıyor. Şu gördüğün halimle basit bir bedene sahip olmadığım için gerçek olmadığımı söyleyecek kadar sığ görüşlü müsün? Varım, çelişiyorum ve insan var olduğu sürece çelişmeye devam edeceğim. Yoksa, bay sosyolog Sarman henüz bir şeyin zıttı olmadan var olamayacağının bilincinde değil mi?

Sarman sesli bir şekilde çok kısa güldü.

-Amma da tez öfkeleniyorsun ha!

Şaşnaz sitemle ayağa kalkıp gitmeye yeltendi. İki adım sonra arkasına dönüp Sarman’a konuştu:

-Ayrıca, dedi. Duraksadı. Gerisini çok seri bir şekilde söyledi:

-Zihinsel kısırlık çektiğimi de asla kabul etmiyorum.

Döndü ve yürümeye devam etti. Sarman arkasından dişleri görünür şekilde gülüyordu. İki çocuk bir oyuncak üstüne kavga etmişti de biri kızıp gitmişti sanki. Bu kadar ciddi konular üzerine tartışılırken böylesine çocuksu tepkiler, samimi ve bir o kadar enteresan olan bu dostluk ne zamana dek sürecekti?

*Boş levha.