Şaşnaz ile Sarman’ın Konuşmaları -2

Şaşnaz, topraktaki avuç kadar bir yerde yeşermiş olan otu hararetle yerinden sökmeye çalışıyordu. Bütün gücüyle kökünden tutup çekiyor, aletlerle gövdesine vuruyor, bir türlü beceremiyordu. Saatlerdir oluk oluk terlemiş, her yeri sırılsıklam olmuştu.

Sarman gözlerini ovuşturarak çıkageldi.

-İnsaf be! Yeter artık! Bi’ yarım saat kestirtmedin. Toprağı eşeleme, hırıltılı nefes, öksürme seslerini duymak zorunda mıyım? Senin boş çabanın meydana getirdiği tüm bu gürültülerin ne kadar sinir bozucu olabileceğini düşündün mü?

-Boş çabam mı?

-Şaşnaz, onu sökemeyeceksin. Bu ilk defa oluyormuş gibi davranma lütfen. Vazgeçsen daha iyi olacak.

-Olmayacak! Sana kalsa devinimsiz ve berbat bir yere dönüşecek burası. Ayrıca anlaşılan bu lanet ottan yanasın?

-Pekâla, kendisini sana bu kadar düşman ettirecek ne yaptı söyler misin?

Şaşnaz konuşabilmek ve az da olsa dinlenmek için işini bırakıp oturdu. Beş on saniye soluklanıp konuştu:

-Bu şeyin onda yarattığı berbat hâli gerçekten görmüyor musun? Eğer öyleyse ya aptalsın ya da bunu umursamayacak vurdumduymaz. Umut denen lanet ne zaman işimize yaradı? Olmayacak bir durum karşısında mevzuyu kapatıp sektesiz bir şekilde hayata devam edecekken bu şey sürekli orada bir açık kapı bırakmaktan, zihin denen bu bulunduğumuz çöplükte sürekli olmayacak bir işin bulunmasını sağlayıp bizi boş yere meşgul etmekten, dışardaki Allah’ın cezası herifin daima kendini bir kısır döngüde bulmasını sağlamaktan başka ne işe yaradı bugüne kadar? Bu müthiş bir zehir! Evet zehir! Birtakım insanların sürekli o kelimeyi romantize etmeleri bunu değiştirmez. Bu zehre odaklanan güç ve beklentiyi başka faydalı bir yere kanalize edebilseydik emin ol durum çok farklı olurdu. Şu ya da bu sancıyla kıyıda köşede oturup acizce beklemekten sıyrılabilirdi. Seni bilmem ama ben acıların çocuğu modundan çok sıkıldım. Gerçek başarılar istiyorum. Hayatın içinde yer almak istiyorum. Ve sen kalkmış bunu yapabilmek için, kopmayacak olsa bile, sarf ettiğim çabayı, gün geçtikçe kendinden beslenerek daha da yeşeren bu lanet şeyi koparıp alabilmek için yarattığım dinamizmi “boş” diye değerlendirip beni azarlamaya çalışıyorsun. Defol git! Zıbaramaman umrumda değil.

Kalkıp yaptığı işi aynı hararetle yapmaya devam etti. Sarman onun bu denli öfkeli olmasına üzülüyor gibiydi. Çok uzun zaman sessizlik oldu. Neden sonra Şaşnaz uğraşırken diz çökmüş olduğu yerden ayağa kalkıp aletleri bıraktı. Eğildi, otu elleriyle kavradı, tüm gücüyle yukarı çekti. Altı yedi saniye böylece durdu, fiziğinin yaşamış olduğu bitkinliği ve öfkesini bu yüklenişten sonra büyük bir çığlıkla dışarı attı. Biraz uzun süren, ve gırtlağı hatırı sayılır derecede ağrıtacak yoğun bir bağırtı. Otun yanına bayılırcasına çöküş ve uzanış. Duyulur derecede alınıp verilen nefesler.

Sarman son derece dingin bir tonla konuştu:

-Ne vurdumduymazım ne de aptal, Şaşnaz. Ne de senden daha az duyarlı. Sadece senin anlayamadığın bazı şeyleri net bir şekilde görebiliyorum. O şeyin kökünü kazıyamazsın. Kimse onsuz yaşayamaz. Hiçbir bedenden tam olarak sökülüp atılamaz o. Öyle olmasa kendini azgın bir suya atan biri bile son anda edilen yardımı neden kabul etsin? Yaşam demek o demek. Kendine gel! Hayat tek yönlü ilerleyemez! Bunun şansı olsaydı ya sen burada tek başına olurdun ya ben. Demek umuda yönelttiğin tüm odağını başka dünyevi gayelere kanalize etseydin çok daha başarılı olacaktın ha? Bir robot olacaktım desene sen şuna!

Sarman çıktı. Yerde yorgunca yatan Şaşnaz’ın ağzından sessizce iki kelime döküldü:

-Tembel herif!