Her Şiirin Müziği Yapılmaz!

Müzik ruhun gıdasıdır, şiir ise terbiyesi.

Sanat birçok alfabeye sahip bir dildir. Kimi notalarla anlatır derdini, kimi boyalarla gösterir sevincini. Kendini başka rollere bürüyen de bulursunuz, hiç konuşmadan bağırabilen de. Harfleri dans ettirenlerin yanında elinde fotoğraf makinesiyle beliriverir bir başkası. “Bu kadar çok alfabe tek bir dile çok değil mi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Az bile. Çünkü sanat kendini bile anlamayan insanın ruhuna seslenir.

Peki, aynı dilde alfabelerin yerlerini değiştirsek nasıl olur? Mesela nota ile şiir yazsak, harfler ile beste yapsak. Tutsak bir kafiyeyi koysak bir parçaya ya da tekrarını alsak bir ezginin şiirin içine. Nasıl olurdu bir konçerto ismini koysak şiirin başlığına?

Olmuş, çok da güzel olmuş. Açlıkla terbiye edilmesin diye ruhumuz, bedenini iyileştiren eseri harflerle dillendirmiş kelimelerin Nâzım’ı, düşüncenin Hikmet’i.

Kendi dilinde anlaşamadığı yurttaşlarından ayrı düşen Nâzım rivayet odur ki Doğu Avrupa seyahatlerinden birinde ciddi bir rahatsızlık geçirir.   Yarı koma halinde yatarken yanı başında sürgün aşkı, doktoru, tercümanı, yoldaşı Galina Grigoryevna Kolesnikova vardır. Galina, Nâzım’ın bedeni iyileşirken ruhunu beslemek ister ve çeşitli plaklar bularak ona daima güzel müzikler dinletir. Bu plaklar arasında Galina’nın da kendini kaptırdığı bir plak vardır ki pikaptan hiç kalkmaz. Nâzım hastalığının ve iyileşme sürecinin büyük bir kısmında Sebastian Bach’ın tekrarlardan oluşan do minör konçertosunu dinler. Ruhu bu notalarla doyan Nâzım alır kalemi eline ve bu nadide eseri harflerle tekrar besteler.

Hazır sözlere, alışılmış kalıplara mahkûm olduk günümüzde. Söz yazarlığını meslek haline getirirken unuttuk bir gerçeği. Her şiirin müziği yapılmaz, bazı müziklerin şiiri yazılır. Yeter ki ruha dokunsun, alfabe fark etmez.

Sebastian Bach’ın 1 Numaralı Dominör Konçertosu

Güz sabahı üzüm bağında
sıra sıra büklüm büklüm kütüklerin tekrarı.
kütüklerde salkımların,
salkımlarda tanelerin,
tanelerde aydınlığın.

Geceleyin çok büyük, çok beyaz evde
her birinde ayrı ışık,
pencerelerin tekrarı.

Yağan bütün yağmurların tekrarı
toprağa, ağaca, denize,
elime, yüzüme, gözüme
ve camda ezilen damlalar.

Günlerimin tekrarı,
birbirine benzeyen,
benzemeyen günlerimin.

Örülen örgüdeki tekrar,
yıldızlı gökyüzündeki tekrar
ve bütün dillerde ‘seviyorum’un tekrarı,
ve yapraklarda ağacın tekrarı,
ve her ölüm döşeğinde acısı tez biten
yaşamanın.

Yağan kardaki tekrar,
incecikten yağan karda,
lapa lapa yağan karda,
buram buram yağan kardae
sen tipide savrularak
ve yolumu kesen kardaki tekrar.

Çocuklar koşuyor avluda,
avluda koşuyor çocuklar.
İhtiyar bir kadın geçiyor sokaktan,
sokaktan ihtiyar bir kadın geçiyor,
geçiyor sokaktan ihtiyar bir kadın.

Geceleyin çok büyük, çok beyaz evde
her birinde ayrı ışık,
pencerelerin tekrarı.

Salkımlarda tanelerin,
tanelerde aydınlığın.

Yürümek iyiye, haklıya, doğruya
Dövüşmek yolunda iyinin, haklının, doğrunun Zaptetmek iyiyi, haklıyı, doğruyu.

Sessiz gözyaşın ve gülümsemen gülüm,
hıçkırıkların ve kahkahan gülüm,
pırıl pırıl bembeyaz dişli kahkahanın tekrarı.

Güz sabahı üzüm bağında
sıra sıra büklüm büklüm kütüklerin tekrarı.
kütüklerde salkımların,
salkımlarda tanelerin,
tanelerde aydınlığın.
aydınlıkta yüreğimin.

Tekrardaki mucize gülüm,
tekrarın tekrarsızlığı…

Nazım Hikmet Ran
23 Şubat 1958, Varşova

Enes Akil Akbalık
Fikir işçisi olma arzusunda bir mühendis.