Hayır Delirmedim, Kalem Konuştu

Nesnelerle yaptığımız röportajın bugünkü konuğu bir kalem..

Ben: Merhabalar, kendinizi tanıtır mısınız?
Kalem: Beni tanımak için işaret parmağınıza bakmanızı istiyorum…

Ben (uzun bir sessizliğin ardından): Neden böyle dediğinizi anlayamadım…
Kalem: Bir şeyleri göstermek, ifade etmek için parmağınızı kullanıyorsunuz. Bu insanlığın ilk zamanlarından beri böyleydi. Toprağa, havaya parmaklarınız ile şekiller çiziyordunuz. Fakat bir gün geldi ki insan iz bırakmak, kalıcı olmak istedi. Anlatmak ve ifade etmek istedi. Bu şekilde meydana geldim. Duygularınızı dışa vurmaya yardımcı oldum. İz bıraktım. Hatırlattım ve gösterdim.

Ben: Varlığınızdan memnun musunuz, bir pişmanlığınız var mı?
Kalem: Hayatın iniş çıkışları olduğu gerçeği maalesef ki benim için de geçerli. Varlığımdan elbette memnunum, Kur’an’da adımla sure var, şikayet etmek haddimi aşmak olur. Fakat bir zamanlar hakimlerin ‘kalem kırması’ beni derinden üzüyor, buna aracı olduğum için. Birilerinin idam kararını bildirmeyi istemezdim. Bazı hakimler ‘kalemim kırılsın da bir daha idam kararı vermek kısmet olmasın’ amacıyla kırıyordu. Bazıları ise ‘sanık için yazabilecek hiçbir şey kalmadı’ amacını güdüyordu. Velhasıl böyle bir şeye aracı olmak en büyük pişmanlığımdır.

Ben:  En sevdiğiniz şarkıyı merak ediyorum.
Kalem: Grup Abdal – Kul olam kalem tutan ellere

Ben: Hayallerinizden bahseder misiniz bize?
Kalem: Mektup yazmayı çok severdim, artık eskide kaldı o içten gelen cümleler, o sabırsız bekleyişler. Anlamını yitirdi bazı hisler. Bunun geri gelmesini çok isterim. Bir başıma kaldığımda o güzel hitap cümleleriyle başlayarak kağıdı süslediğim günlerin geri geldiğini hayal ederim hep.

Ben: Teknolojinin gelişmesi size gösterilen ilgiyi nasıl etkiledi?
Kalem: Güzel bir noktaya değindiniz. Teknoloji geliştikçe insanlar kağıt kalemi değil telefonlarını ceplerinde, çantalarında taşımaya başladılar. Daha az zahmetle daha hızlı hallettiler işlerini. Bundan şikayetçi değilim çünkü ben asla eskimeyeceğim benim asla modam geçmeyecek. Bir şeyler çizmek istendiğinde, içlerini dökmek istediklerinde yine bana yönelecekler çünkü.

Ben:  Tükenmez kalemler tükenmezler mi gerçekten?
Kalem: İnsan tükeniyor bu devirde, sabır tükeniyor. Tükenmez kalem mi tükenmeyecek. Tükenir efendim tükenir. Gün gelir bitmez dediğimiz her şey gibi tükenmez kalemin de gücü tükenir.

Ben: Peki adı neden “Tükenmez Kalem”?
Kalem: Kapitalizmin oyunları bunlar, aldanmayınız..

Ben: Medeni haliniz ne?
Kalem: Yaradılıştan beri kağıda sevdalı..

Ben: Neden kalem kılıçtan keskindir?
Kalem: Dilin kemiği yoktur ama en büyük acılara da sevinçlere de o sebep olur. Ben sözcüklerin hayat bulmasını sağlarım. Bu yüzdendir. Bir de zeka her zaman şiddetten üstündür. Bir şeyleri bilmekle başladı her şey.

Ben: Cevapladığınız her soru için ayrı ayrı teşekkürler. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Kalem: “Ah kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya.” Kimse durmuyor artık, kimse düşünmüyor. İz bırakma telaşı var hep bir yerlerde. Durun ve düşünün. Durun ve anlayın. Durun ve içinizi kağıda dökün, insana değil.