Gri Şehir

Şimdi yokluktayım. Külfet bindirmeyin üstüme. Hava sıcak ama ben üşüyorum. Kalbim üşüyor, ruhum esmiyor artık denize doğru. Geminin sesini, kuşun ötüşünü duymaz, hissetmez oldum. Yüzümü en çok pencerelerin bulunduğu yöne dönerken, bir gün, tamburam göğe ıtır kokan seslerle yükseliyordu. Son perdede oyun, kaldırımları gösteriyordu. Kaldırımların arasından çıkan bitkiyi umursamayıp o da “candır” diye düşünmeyip üstüne basan çok olurdu. Yıkılmış, harabe anıları olan bu kaldırım, bizim topraklarımızda üç harfli sesleri kendine mesken tutuyordu. Yazık, çok yazık! İçimde büyüttüğüm canlılar küstüler. Toprak, petrol yataklarının arkasından ateş püskürtüyor. Burası sular altında kalmış karanlık bir şehirdi. Yorgunluk kahveleri bu şehirde özlem duyularak içilir, peşinden atlıyla kovalayanlar sınıfları doğrudan geçmenin, estetik devlet sırrıyla yaşıyordu.

Camdan Hikâyeler

Buruk bir hikâyem var. Kayaların, ağacın, duvarın üstüne tırmanması zor bir hikâye… Bir kuş misali çırpınıyorum. İpek yolunda okuduğum yazılar, kayalarda dik durmaya çalışıyordu. Susmuş bu şehir gri şarkılar söylüyor, vaveyla kendine. Deniz gibi seviyorum dünyada olup biteni. Yine görüşelim dünyadan seslerle. Susmuş bir şehir nasıl müzik yapıyor, dinleyelim. Bu dünyada insan hikâyesini camın üzerine yazmayacakmış bunu anladım. Yoksa camı kıracak çok insan çıkıyor karşısına. Ben dünyaya kendimi bulmaya geldim. Kırılacak, paslanacak hiç vaktim yok.  Bu işler nasıl olur bilmem de, bir şeylerin resmini çizmek gerekiyor. Her yüreğin harcı değilmiş, camın üzerine hikâye yazmak. Tahminim, bu hikâyeleri olduğu gibi toprağa yazmak. Kağıda da değil, toprağa… Çünkü benim, bizim hikâyemize bir tek toprak sahip çıkacaktır.

Buraya Geri Döndüm.

Bir apartmanın bodrum katında pencereden bakmaya çalışan iki çift gözün dumanıydı, kalp ağrısı… Kimi insan olduğu yerde gökyüzünü seyredip durur kimisi de ekmek peşinde koşarken bir şiir sevdasına tutulur. Öyle ya kimse sormaz, şaire hâlini… Acaba kim anlardı, şiirin suyuna ekmeğini banan insanı? Çocuklar gibi şendik, son durakta. Yapılacak, yaşayacak çok anımız vardı. Apartmanın bodrum katındaki daktilonun sesi şimdi göklerden gelen dolunun maviye boyanmış, örülmüş son haliydi.

5 Comments

  1. Merve Alıcı Cevapla

    “Her yüreğin harcı değilmiş, camın üzerine hikâye yazmak. Tahminim, bu hikâyeleri olduğu gibi toprağa yazmak. Kağıda da değil, toprağa… Çünkü benim, bizim hikâyemize bir tek toprak sahip çıkacaktır.”

    İkinci bölümdeki bu alıntı. Ah… derim. Öyle iyi bakış açısı sunmuşsun ki! Kelimelerle anlatamıyorum bir yerden sonra. O yerdeyim, gri şehirde. Tebessüm ediyorum bu yazıya. Kalemine yüreğine sağlık. ☘

  2. Hüleyda Cevapla

    “Ben dünyaya kendimi bulmaya geldim. Kırılacak, paslanacak hiç vaktim yok.”
    “Şiirin suyuna ekmek banmak…” ne güzel ifade etmişsin öyle kelimeler bize çok şeyler anlatıyor. Kalemin daim olsunn 🌼

  3. Büşranur Yalınız Cevapla

    “Buruk bir hikayem var…”
    Hangi hikayeye bulaşmadı kı bu köhne dünyanın kekre tadı..
    Altı çizilecek çok cümle çarptı gözüme ve göğsüme, kaleminize sağlık..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir