Esnaflıktan Yazarlığa

Toplumun nabzı diline de vurur. Örneğin gündemde siyasi bir mesele varsa o meseleyi özetleyen kelimeleri gündelik kulağımıza çalınanlar listesinin başında görürüz. Mazbata mesela. Keza sorun sağlıkla ilgiliyse tıbbi terimler listede baş sıradadır. Şimdi olduğu gibi. Pandemi, karantina, dezenfekte bunlardan bazıları sadece. Astronot kelimesinden önce keşke bu kelimelerin Türkçelerini bulsaydık ama neyse konu o değil. Konu pandeminin getirileri ve götürüleri üzerine. Bu pandemi süreci herkesin bildiği gibi esnafı kırıp geçirdi. Ahmet Cevdet beyde bunlardan biri.

Ahmet Cevdet bey, klasik küçük esnaflardan. Tek farkla ki o okumayı çok sever. Bu şahsi düşüncem tabi. Etrafımda ki esnafların elinde hiç kitap görmeyen biri olarak bu kanıya vardım. Her yer ve kişi için geçerli değil yani. Ancak Ahmet Cevdet bey gerçekten bir başka adam. Okuduklarını sorgulayan, ondan okuduğunu bir de bundan okuyup karşılaştıran, mesele hakkında bilgisi olup yorum yapabileceğini düşündüğü kimselere konuyu açıp onlarla etraflıca tartışan ve tabi ki en büyük esnaf özelliği olan –ki şimdide öyle mi bilmiyorum ama efsaneye göre her esnafın vasfıdır- herkese karşı sıcak kanlı bir bakkal. Ahmet Cevdet bey bu iki ismininde kullanılması hususunda ısrarcı olduğundan meşakkatli dahi olsa onu tanıtan bu yazıda buna özen gösteriyoruz. Olur da Sadece Ahmet dersek affına sığınıyoruz şimdiden.

Dedik ya Ahmet Cevdet bey okumayı sever diye, geçen gün dükkanın önünden geçerken bir kitaba dalıp hararetle okuduğunu, bir yandan da soluk soluğa kaşını gözünü habire oynattığını görünce daldım yanına. Anlaşılan sevdiği tarih konularından birinin savaş sahnesini okuyordu. Böyle sıkıntılı yüz ifadesine bakılırsa o dönemin baş kahramanı ya tabanları yağladı kaçıyor ya da kaçmaya fırsat bulamadan olan oluyordu. Dükkana girdiğimde beni fark etmedi. “Selamun aleyküm Ahmet Cevdet bey,” dediğimde ancak başını kaldırdı, ayracını kaldığı yere sıkıştırıp kitabı arka üstü masasına koydu. Şu ünlü bakkal masası hani; üzeri küçük ıvır zıvırlarla dolu, müşterinin parasını bırakacağı –ismini benimde bilmediğim- hafif girintili oval kase, önünde bozuk ve kağıt paraların olduğu bir çekmecesi olan masalardan bahsediyorum, evet. “Ve aleyküm selam Çakır bey,” dedi, anlaşılan hala kafası kitaptaydı. “Vaktin varsa otur şöyle, çay içelim.” “Ahmet Cevdet bey, geçerken uğrayım dedim, ama akşama gelirim, konuşuruz o meseleyi,” bunu derken kaşımla kitaba işaret ettim. Evet kaşlar bizde çok fonksiyonlu kullanılan malzemelerdendir. “Hee? He tamam tamam olur,” dedi yine dalgın dalgın. Birkaç şey alıp çıktım. Çıkarken arkama baktığımda derin bir nefes alıp kitabı eline aldığını gördüm. İçimden, “Vallahi, alem adamsın Ahmet bey,” dedim, içimden olduğundan Cevdet’i eklemedim.

Ahmet Cevdet bey kırk beş yaşında, evli, iki çocuk babası bir esnaftı. Bakkallık işi ona babadan kalmaydı. Dükkanı babasından devraldığında şu ankinin yarısıymış. Sonradan yanındaki küçük boş olan dükkanı da alıp birleştirmiş. Aslında kendisi vizyon sahibi bir insandır. Her türlü insanla muhabbet kurabilir, devamlı müşterilerinin isteklerini dikkate alıp dükkanını habire yenilemeye bakardı.

Kıraathaneye ismiyle müsemma olmadığı için gitmediğini söyler. Okuma adına yalnızca gazetenin olduğunu, onunda genelde o kumaş örtülü klasik kahvehane masasının üzerinde duran bir süs eşyasına devşirildiğini, dolayısıyla oralara kıraathane yerine kahvehane demeyi tercih ettiğini belirtir. Buradan Ahmet Cevdet beyin gün içinde dükkanından hariç boş vaktinin olduğunu anlamışsınızdır. O da Oğlu Selim’in okul çıkışı dükkanda iki saat durması sonucu oluşur. Ahmet Cevdet bey  yine de eve gitmeyip bu vakti de dükkanın önündeki sedire oturup okumakla geçirir.

Bir gün kendisiyle, dükkanın önündeki sedirde oturmuş kahvelerimizi yudumlarken konu yine kitaplardan açıldı. Bende dayanamayıp “Ahmet Cevdet bey, bunca okur anlatırsınız, hem de meseleleri iyice anlayıp yorumlayacak kadar… Sizde bir şeyler karalasanız ya, belki güzel bir şeyler çıkar ortaya,” dedim. İlk başta sıcak bakmasa da hemen ve kesin bir dille kabul etmemesinden anladım aklında bir fırıldak çevirdiğini. Ertesi gün, “Çakır bey, dediğiniz meseleyi etraflıca düşündüm, malum, bu sıralar işlerde kesat, aklıma da bir mesele geldi, bu gün bir şeyler karalayacağım, akşam dönerken uğrada bir bakıver,” dedi sokağın karşısında yürüyen bana. Birkaç tahminim var aslında ama akşam göreceğiz neler karaladığını. Şunu söyleyebilirim ki iyi bir şeyler çıkmıştır ortaya. Eh, Ahmet Cevdet bey! Esnaflıktan yazarlığa, daha doğrusu esnaflıkla yazarlığa tevdi ettiniz, tebrikler.  

Sakarya'da oturuyorum İstanbul'da okuyorum. Okurum umarım bir gün yazar da olurum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir