Birkaç Mesele Üzerine

Sağlık, gerçeği gerçeğin koşullarına göre kabul etmek ve ele almakla ilgilidir. Dolayısıyla kişinin sağlıklı olup olmadığını (burada akıl ve ruh sağlığından bahsediyorum) bilmesi için gerçek sağlık nedir onu bilmesi gerekir. Sahi nedir gerçek sağlık, diğer bir tabirle iyi hissetmek? Kimine göre derdinin olmaması, kimine göre derdin olsa da yokmuş gibi yaşamak, kimine göreyse gerçek tınıyı duymak ve başta kendini olmak üzere herkesi anlamaktır sağlıklı olmak. Bunun birinci aşaması ise duyguları kontrol edebilme ve kendini kontrol altında tutmaktır. Başka bir ifadeyle nefsine hakim olmaktır. Sonra farklı olmak değil de herkes gibi olmaktır. Ancak ‘herkesin’ yanlışının ayırtına varıp onları (en azından kendi içinde) düzeltebilmektir sağlık. Kısacası sağlık, farkındalıkla ve gerçeklikle hayatı yaşayabilmektir.

Yaşamın bir parçası olan sağlık, insanı kendi ve toplum içinde tutar. Peki toplum içinde nasıl yaşarız? Bir kere insan sosyal bir varlıktır, bunu herkes kabul ediyor değil mi? Sosyal hayatımızı yaşamak içinse bazı altın kurallar vardır. Mesela bir tanesi çevre ile uyumlu yaşama. Bunun uygulanabilir olması için sağlıklı olmak şart. Yani anlayacağınız mesele yine dönüp dolaşıp kendimize geliyor. Eğer bu sağlığı elde edersek toplum içinde onu, “Başka bir yerde olmayı istemektense olduğun yeri kabul etmek daha iyidir,” kuramı ile bağdaştırmak gerekir. İşte bu şekilde toplum sağlığını da bireysel olarak elde etmiş oluruz.

Mevlana, “İnsan bazı erdemleri tek başına elde edemez,” demiş. O bu sözüyle sosyalleşmenin insan için toplumsal bir zorunluluk olduğunu ifade etmiştir. Toplum içi altın kurallardan bir diğeri ise düşünce, yapı ve bunları yansıtma şekilleridir. “Bir şey ya da onun özü önemli değil, önemli olan onunla ne yaptığındır,” diye kısmen katıldığım bir söz var. Herkesin bir yapısı vardır. Ve bu yapıdan doğan (yani yaratılıştan gelen) düşüncelerimiz. Örneğin cimrilik. Bu, görünüş (özü) itibariyle yanlıştır. Ancak bunu tutumluluk olarak değiştirir ve kullanırsak işte o zaman yukarıdaki sözün dediği gibi özü itibariyle önemli olamayıp yaptıklarımızla değerlendirilebiliriz.

Bu hayatta gerçekçi olmak lazım. Ne de olsa içinden sağ çıkmayacağız. Ölümde en gerçekçi olaydır herhalde. Onu kabul etmekte meselemizin bir parçasıdır. Sağlıklı düşündük, yaşadık, toplum içinde bir yer tuttuk son olarak sağlıklı ölmek kaldı. peki nasıl sağlıklı ölünür?…

Bu son konuyu burada cevaplayamayız. Yeni en azından ben öyle. Ne vakit, ne kelime ne bir hayat yeter. Ama sanırım bunun cevaplandığı bir yer biliyorum. Daha çok Adventure Time çizgi dizisinden tanıdığımız Pendleton Ward ve Duncan Trussell ikilisinin yeni çalışması olan The Midnight Gospel adlı çizgi dizi. Evet bu doğru, şaka falan değil. Ben burada (biraz da kendi perspektifimden) çizgi dizide işlenen yaklaşık on konudan bir kaçına değindim. Dizi, Baş kahraman olan Clancy’nin bir uzay radyo programı için (kurgusal) gezegenlere gidip oradakilerle röportaj yapması şeklinde işleniyor. İşte bu on kadar hayata dair olan meseleler Clancy’nin soruları üzerine ortaya çıkıyor. Dolayısıyla dizi yetişkinlere yönelik (demek istediğim fazla düşünmeyi gerektiren konularının olmasından dolayıydı. Bununla beraber dizide bir miktar erotizm ve birazda vahşet olduğunu söylemeliyim). Açıkçası ben diziyi ilk izlediğimde (birazda uyukladığımdan olsa gerek) pek bir şey anlamadım. İkinci kere izlediğimdeyse bazı konuşmaları kavramakta zorluk çektim. Sorunun dublajda olduğunu anladığımda -ki Clancy karakterini Harun Can seslendiriyor, buradan ona selam olsun- birde alttan Türkçe çeviri açtım (eğer izleyecek varsa böyle yapmasını tavsiye ederim. Dublajda açın zira çeviride de bazı meseleler anlaşılmayabiliyor).

Pendleton Ward ve Duncan Trussell yapımcılığını üstlendiği, adı geçen çizgi dizi Adventure Time

 

       The Midnight Gospel

Konuları not edip birazda beyin fırtınası yapınca bir kısmını naklettiğim şey ortaya çıktı. Bununla beraber yukarıda anlaşılmayan bazı yerler olabilir. Onlar doğrudan dizide işlenen konu ve düşüncelerdir. Gerçekten kaliteli bir çizgi dizi olduğunu söylemeliyim. İzleyecekler için şimdiden keyifli seyirler dilerim.

Sakarya'da oturuyorum İstanbul'da okuyorum. Okurum umarım bir gün yazar da olurum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir