Bir Daha Geçmediğim Sokak

İlk kez yürüdüğüm bu yol bana tercihlerimi sorgulattı. Her zaman parkın o taraftan gittiğim iş yerime bugün arka sokaktan gideyim dedim. Sokak boyu bahçeli evler, bahçelerinde mis kokulu çiçeklerle rastlaşınca bir düşündüm “yahu acaba ben, hep böyle kötü tercihler mi yaptım, arka sokaklardan kaçarken çiçekleri mi ıskaladım?”. Neyse öyle böyle vardım işe, bir cesaret farklı bir kahve içtim. Aman ne göreyim, ne güzel bir tat. Yahut ben kendimi koşulladım bilemiyorum. Neticede güzel bir tat duydu dilim, hele şükür. İşimi yaparken bir yenilik denemedim, hayır. Patronun bir bir adam elediği bu dönemde küçülme bahanesi ile kapıya konan bir işçi de ben olamam. Bilgisayarı açtım, tek tek raporları yazdım. Yok efendim şu şu kadarmış, buradan zarar etmişiz. Kim inanır! Zararı biz ediyorduk, karı patron. 14 yıldır bu işteyim, patronun zarar ederken Rolex saatinden feragat ettiğini de görmedim, kış başında yeni kaban almadan durduğunu da. Neyse bu meseleyi anlatırken Akakiy Akakiyeviç gibi bir palto uğruna çalışıyor olmaktan bahsetmeyeceğim. Öyle acınası halde değilim. Eşim çalışsa daha iyi olur tabi, kiralar artıyor her yıl. Ama onu da 40 küsür yaşında buna zorlayacak kadar ödün veremem erkekliğimden, değil mi! Öğle yemeği geldi çattı, ben yemeği evden getiririm. Bizim iş yerinin oradaki lokantalar pahalı. Bir tane esnaf lokantası yok, fiyakaları bozulur ondan. Bu konuda da değişiklik yapamadım. Ayın henüz 4’ündeyiz. Öyle baştan rahat davranırsam kızın test kitapları, oğlanın servis parası ne olur sonra. Yedim hanımın yaptıklarını. Hiç sevmem patlıcanı, bir de soğuyor ya böyle. Sevmem yani. Ama ilk kez sevmedim bir şey yemiyorum. Bugün de yedim öyle. İş yerindekiler benden genç. Çocukları falan yok herhalde ki, bu pahalı lokantalar öğle yemekleri için seçimleri oluyor. Neyse afiyet olsun. Ne diyelim. Yemeği yedim, öğle arası da bitti. Bizim gençler gelmedi daha. Azar işetecekler ama yapacak bir şey yok, böyle böyle öğrenirler ofiste oturup yemek gerektiğini.  Akşama kadar yine çalıştım, hiçbir değişikliğe gitmeden. Akşam dönüşte, yine o arka sokaktan gittim eve. Ne çiçeği diye düşüne düşüne kokladım çiçekleri. Kendi bahçeme gelince, durdum öyle. Bir tohum dedim ya tohum, at şu toprağa bakalım belki sen de o kokulu bahçelerin sahiplerinden olursun. Tam evimin önünde güzel çiçekler düşlerken hanımın çığırtısı “neden kapıda dikiliyorsun?! İşim gücüm yok bir de seni mi taşıyacağım eve, tüm gün yemekti bulaşıktı uğraştım. Tabi sen gidiyorsun dışarı oturuyorsun masaya…” valla devamını dinlememişim.  Tahminimce çok yorulmuştur, hiç yardım etmiyormuşumdur, bir de para lazımdır neticede taş yemiyoruzdur, falan filan… O gece öylece uyudum. Ne taş ne yemek, mideme bir şey sokmadan, çocuklara okulu sormadan, hanıma cevap vermeden öylece uyudum.  Sabahına yine arka sokaktan gittim. O gün nedense, sefer tasını da unutmuşum. E öyle olunca mecbur, öğle yemeğine biraz fazla gitti. Ama ne yalan söyleyeyim. Güzel yemekti. Geç kaldım tabi öğleden sonra işe, patron biraz söylendi. Zaten hanım da sabah söylenmişti, iki çift laf etmeden uyuduğumdan. Yemeğe fazladan para gidince sabah kahve içmedim bu arada, hani merak ediyorsanız o güzel olandan mı içtim diye. Eve giderken bir çiçekçiye uğradım. Adını unuttuğum birkaç çiçek tohumu aldım. Gittim eve taktım eşofmanları sırtıma, başladım bahçeyle uğraşmaya. Hanımı o akşam duymadım hiç. İçimden türküler söyledim, kulağım bir tek onlara meyletti. Sonra bir güzel suladım toprağı. Su faturası diye carladı hanım ama dinlemedim. Ne yapayım, canım güzel koku almak istiyor kapıdan çıkınca, güzel söz işitemiyoruz malum.  Her gün baktım bahçeme, günler günleri kovalarken ben yine unuttum sefer taslarını, hanımı da hiç dinlemedim, çocukların her dediğine de “he” dedim geçtim.  1 hafta geçti, yok. 2 hafta, yok. 3,4 derken aylar geçti. Bahçede tık yok. Tabi su faturası boyum kadar. Sonra öğrendim ki bizim toprağa da bakım yapmak lazımmış. Anlattı bir şeyler çiçekçi ama dinlemedim. Kendim için emek verdiğim bir şeyin cevapsız kaldığını görmenin yükünü taşımaya çalışıyorken, enerjimi yaşlı adamın yavaşça kurduğu cümlelerden birkaç gerekli bilgiyi ayrıştırmaya harcayamazdım.

Eve gittim, kapıda iki adam, suyu kesmişler. İçeri girdim. Yemek yok, hanıma istediği parayı vermeyi unutmuşum. Oğlan dedi ki “Baba, söz verdiğin bisikleti ne zaman alacağız?” gözü de nasıl parlıyor. Yarın dedim, “yarın gideriz oğlum alırız mavisinden bir tane”.

Toprağım çiçeksiz kaldı, musluktan su akmaz oldu, sefer tasımı dolduracak yemekler de pişmedi. Ben de zaten bir daha arka sokaktan hiç geçmedim.

One Comment

  1. Yasemin Yılmaz Cevapla

    Çok çabuk pes etmiş adam… kendine zaman ayıramamış yeniliklere bir şekilde istemeyerek de olsa
    uzak kalmış.. Tam da birşeyleri değiştirmek üzereyken yazık olmuş….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir