Bir Aşk Hikayesi

“Teşbihi Kusursuz Hikayeler”

Meşhurdur eskilerden beri süregelen teşbihi kusursuz hikayeler. Kimileri ölümsüz aşkları konu edinir, kimi ise aldanılmış sahtelikleri.

En çok bilineni nedir deseler aşka dair; “Gül ile Bülbül’ün Aşkı” denilir şüphesiz. Size, bilinen bu hikayeyi anlatmayacağım ancak farklı bir aşk hikayesi anlatacağım bugün.

Peki hiç duydunuz mu rüzgârın yaprağa olan sevdasını? Ben hiç duymadım mesela. Hâlâ da bilmiyorum nasıl bir hikaye olduğunu, gördüklerimi anlattıkça öğreneceğim ben de. Şimdi ise buyurun benim gördüklerime:

Yaprak ve Rüzgâr,

Gül ile Bülbül demiyorum..

Yaprak ve Rüzgâr’ın hikâyesi bu.

Aşk diyorsunuz ya hani, o belki de..

Ufak bir pencere kenarına kendini sığdırmaya başarmış bir çift gözün gördükleri bunlar;

Önce narin esiyor rüzgâr; “Burdayım bak, ben geldim.” der gibi her sarstığında yaprağı,

Şöyle bir salınır o da nazlı edasıyla.

Rüzgârın hoşuna gidiyor tabiki; yaprağın bu halleri

Narin esen rüzgâr daha da heybetlenir bu sefer; heybetlendikçe varlığını daha çok hissettirdiğine inanıyor belki de.

Heybetlenen rüzgâr karşısında bir sağa, bir sola savrulan yaprağın hareketleri, sevdanın en gösterişli hali olarak yorumlanır rüzgârca.

Bu sevda gösterişine bir cevap bulmalı rüzgâr. Serenat yapmaya karar verir, sokaktaki yalnızlıktan bunalmış elektrik telleriyle.

Rüzgâr hiddetlendikçe, eşlik eder lambadaki ışığa can olan teller.

Türküler, şarkılar, senfoniler kesilmez rüzgârın şefliğinde.

Her ezgide daha çok mutlu ettiğini düşünür yaprağı.

“Hiçbir varlık bu kadar çok mutlu etmemiştir onu” der rüzgâr.

Bir süre durum böylece devam eder. Rügâr asla yorulmaz, hafiflemez ve vazgeçmez.

Her yaprak hareketinde şiddetini arttıran rüzgâr nihayet bir sonuç elde eder.

Yaprak dalından öylece uçup gider.

Ne olduğunu anlayamayan rüzgâr birden ölüm sessizliğine bürünür.

Yaprağın dalından kopuşunu izleyişi, silinmez bir türlü hafızasından.

Düşündükçe bir mâna bulmaya çalışır ama nafile. Sevda gösterisine eşlik etsin diye beraberinde getirdiği bulutlar da dayanamaz bu duruma.

Gözyaşları önce hafifçe damlar bulutların, sonra sessizlik yerini hüzne bırakır. Artık hüzün nöbetini bulutlar almıştır rüzgardan.

Rüzgarın sessiz ve düşünceli haline üzülür kainat

Çok geçmeden, rüzgar olanca öfkesiyle harekete geçer ve geri döner.

Öyle bir dönüş ki, avamın diline deyiş olur bu durum

Yüzyıllarca söylenir: “Fırtına öncesi sessizlik.” diye.

Yaprağın sevgisini hiçe saydığını düşünen rüzgar, dağa kızmaya başlar önce

Canlı, cansız hiçbir varlığa aldırmadan olanca öfkesini boşaltır, sonra önüne çıkan her şeye.

Bir yaprak sevdasına mağdur eder bütün yaprakları, çiçekleri ve böcekleri.

O kızdıkça, yapraklarından arınan ağaçlar da yalnız kalır bu sefer.

Olanlara baktıkça hüzünlenen, pencere kenarına sığınmış bir çift göz gibi.

Belki de sonu vuslat olmayan bir aşkın hikayesidir; sonbahar.

Uğur Gürkan Bahçeci
Nothing else matters