Bilinmeyene Mektuplar IV

Sevgili Lusin;

Seni iki duvar arasında yalnız başına gördüm. Tekrardan yuvana dönmüş gibisin. Seni böyle görmek istemiyordum. Güzel Lusin, lütfen huzurunu bulmayı dene. Ne olursa olsun, yaşayacağımıza dair söz vermiştik birbirimize. Sen bu sözü tutmazsan, ben ne yaparım? Yolun sonu çiçekli demiştim. Neden, biliyor musun? Ne olursa olsun, öleceksin çünkü. Sen ne kadar savaşırsan savaş, ne kadar bakarsan bak o aynaya, bir gün o ayna solacak ve senin de savaşın bitecek. Böyle düşününce bir değeri kalmıyor, değil mi? Düşündüğün tüm o geçici şeylere karşı, gözlerin perdesini çekiyor.

Bitiyor.

Geçiyor.

Bir rüzgar vurur gibi, tozlu raflarda duran düşüncelerine. Yaşların sanki bir okyanus tanesi. Sana bakıyorum güzel Lusin ve böylesine üzerine çiçek dökülen başka birini göremiyorum. Sanırım, insanlara dokunan birisin. Çünkü kalbinin parladığını gördüm. Yoksa bunun için mi yaşıyorsun sen?

Çok daha fazlasını gördüm, gözlerinde.

Sonra orada durup da boğulmak istedim.

Saatlerce.

Bana dedin ki, ”Bir gülüşe muhtaç kaldım da gidemedim bir yere. Sonra kendimde buldum tüm o aradığım cevheri. Yok artık tutmasına bir elin. Bu yüzden ağzımı kapattım.”

Ellerini tutup ağlamak istedim Lusin. Mümkün olsaydı bunu yapardım. Fakat titriyor o ellerin. Sanki kaçmak istercesine. Seni böyle kim korkuttu? Ben bu hayattan bir şey beklemiyorum Lusin. Senin mektupların hariç. Zaman geçiyor ve mektup beklemek hiç bu kadar acıtmamıştı ruhumu. Sahi kaç gün geçti sen olmayalı? Kaleme küstüğünü söylemiştin. Kalem sen olmadan nasıl yaşar? Bunu hiç düşündün mü? Bana demiştin ya, ”Kalem benim.” diye.

Bu sefer de ölen sen olmaz mısın? Lütfen kalemini terk etme. Sen oraya aitsin. Biraz karanlık ama yıldızlarını görüyorum. Sürekli onlara bir şeyler fısıldıyorsun, yaşama dair. Öyle güzel ki, seni dinlemek… Tabii sen bunların hepsinden habersiz bir şekilde bakıyorsun yıldızına doğru. Çok güzelsin ve yıldızlar sana doğru çevrilmiş seni dinlemek istercesine. Sorgulayan bir beyin, mutlu olamaz. Fakat bu durum senin için bir eğlence olmuş artık. Bunu nasıl başardın? Her geçen gün hayran oluyorum sanki. Merak etme, bitmeyecek yıldızı o güzel odalarının. Kalbin böyle doğmuş senin ve sen bunlardan habersizsin. Dünyaya kırgınsın. Biliyorum. Yine de kaldır başını göğe doğru. Çünkü sen fırtınaları aşıp gelmiştin buraya kadar. Şimdi bir köşeye çekilip de kapatma kalbini. Seni anlıyorum Lusin. Bu zamana kadar kalemim mürekkebini akıttı defterlere. Fakat, mürekkebin siyahlığı her tarafımı kaplamıştı. Vurdum kalemimi, değmeyen o kağıtlara. Sonra seni buldum, gidemedim. Belki de sana yazmak ölümdür. Yine de bu kadar güzel ölmemiştim hiç. Sen nasıl birisin? Bilmiyorum. Fakat sürekli baktığım bir ruh olacaksın Lusin. Öyle ki bu mektuplar dillere kazınacak ve bu senin için. Bir ilk bu, sadece senin anlayacağın.

Bilmiyorum sen kimsin,

Ve ne içinsin?

Rüzgarla dans eden bir şair misin?

Yıldızlara konuşan bir aciz mi?

Ne istersin bu dünyadan?

Küçük bir tebessüm mü?

Yoksa ellere sığamayacak kadar hazine mi?

Bilmiyorum ki sen kimsin?

Sadece,

Tut ellerimi Lusin.

Seni yaşatacağım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir