Bilinmeyene Mektuplar III

Sevgili Lusin,

Belirsiz ve karmaşıksın. Kendi duvarlarını yıkmaya çalışan küçük birini gördüm. Bulunduğun o çemberin dışına çıkıp etrafa bakmak istiyorsun. Bu zor değil. Çünkü ben, çok daha fazlasını gördüm gözlerinde. Ellerine öylece bakıyordun. Gökyüzünün ihtişamlı güzelliğinden eline doğru kayan o ilham tomurcuklarıyla göz göze geldim. Ellerin parlıyordu sanki. Bunun farkındasın değil mi Lusin? Yıldızlara doğru kaldırdın başını ve bir yıldızla konuştun o an. Yıldızına, nasıl bu kadar parlayabildiğini sordun. Ona, ‘’Dünya bu kadar siyahken bu kadar umut vermen adil mi?‘’ dedin. Ve aynadaki benliğinin soğukluğuyla çarpıştın o an. Seni bu kadar zıt bir şekilde hiç görmemiştim. Sen gerçekten kimsin? Gözlerin, içi gülerken bu kadar nasıl sıkabilir kendini? Gözlerinin arkasında sakladığın gerçek benliğinle, göz göze geldim. Bana onu neden gösterdin? Fark ettim ki, gözleri korku dolu ve dehşet içinde. Dünya seni bu kadar nasıl yaralayabildi? Lütfen, hepsini anlat bana. Seni dinlemek istiyorum. Seni anlamak istiyorum. Bir ağacın altında, rüzgar seninle çarpıştığında ona artık sarıldığını gördüm. Eskiden kaçardın. Sana ne oldu böyle? Sen çok değiştin, Lusin. Belki bunu duymak istemeyeceksin. Sen, gerçekten değiştin. Sana daha yazacak çok mektubum var. Korkuyorum bir gün beni bırakıp mektuplarımı okumayacaksın diye. Çünkü sen herkesi bırakıyorsun. Gelmek isteyen biri geliyor sana ve gitmek isteyen de gidiyor. Yollarına bir çiçek bırakıp çekiliyorsun. Bunu asla umursamıyorsun. Korkutucu. Bu kadar kendine yetebilmen beni korkutuyor. ‘’Bir elin tutmasına gerek yok artık.’’ demiştin. Ben bu cümleden kendimi sarkıttım ve birkaç dakika öylece bakındım etrafa. Dalların gittikçe güçleniyor. Ben de o dallara tutunabilir miyim? Gülümsediğini gördüm o dallarda. Belki de kabullendin çoğu şeyi. Gerçekten beni şaşırtıyorsun, Lusin. Yaşamdan bu kadar tiksinirken neden bu kadar çabaladığını anlamak istiyorum. Neden hiçbir zaman yaşamaktan vazgeçmiyorsun? Ben senin dallarına tutunmak isterken sen hangi topraktan güç alıyorsun?

Mektubuma daha fazla devam etmek istemiyorum. Çünkü, çok fazla sorum var sana. Öncelikle bunları anlamalıyım. Lütfen bana kızma, Lusin. Beni, ikimizin olduğu o kabuktan dışarı atma. Seninle resim çizmek istiyorum. Siyah dünyasını güzelleştiren sanatçılar olacağız seninle. Kalem var oldukça ben de var olacağım demiştin. Ellerini sımsıkı tutuyorum, korkma.

Ve güleceksin bir akşamüstü.

Gülecek tüm o kanayan yaraların.

Bir piyano çalar gibi,

Yazacaksın.

Gözlerin rüzgara hafif kapalıyken.

Ve gideceksin.

Kendini kapattığın o kabuktan.

Belki beni de alacaksın yanına.

Kağıtlarında ağlamayacaksın artık,

Ağlasan bile, üzülmeyeceksin.

Çünkü ağladıktan sonra,

Gözlerin her zaman parlıyor.

Yeni bir dünya bulmuşcasına.

Bu ormanda beraber koşacağımıza söz verdin,

Lusin.

Dizlerin kanasa bile.

Beni bırakma.