20.7 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 6, 2022

Ayna – Ⅴ

…Yiğit yediği yemeği yutup yerinden hafifçe kalktı. Kapıya doğru yöneldi. Kapının yanındaki pencerenin perdesini hafifçe aralayıp kimin geldiğine baktı. Sinem bu sırada olduğu yerde kımıldamadan duruyordu. Yiğit perdenin köşesinden baktı ama net bir şey göremedi ve kapı tekrar çaldı. Yiğit en sonunda kapının arkasından seslendi.

 “Kim o?”

“Benim… Muhtar.”

Yiğit nedenini anlayamamış bir biçimde kapıyı açtı ve
“Buyur Muhtar. Hayırdır bir şey mi oldu?”

“Yok evlat marketi kapattım, eve geçiyordum. Siz de yeni geldiniz, civarda daha yakın bir market yok. Bir isteğiniz var mı diye sormak istedim.’’

Yiğit biraz daha rahatlamış bir şekilde hafif bir oh çekerek:
“Teşekkürler Muhtar, bu saatte kapıya kadar gelmene hiç gerek yoktu. Bir ihtiyacımız olursa biz gelir alırız, sen zahmet etme.”

“Tamam, ben sizin için dedim. Yoldan geldiniz diye. Neyse, hadi iyi geceler.”

“İyi geceler sana da.”

Kapıyı kapatıp içeri geçti. Yemek masasına, Sinem’in yanına doğru yürüdü ve sandalyenin arkasına geçip sırt kısmındaki iki ucunu tutarak destek aldı Başını öne eğerek.
“Şu gün bitsin artık!”

“Tamam hayatım sakin ol, adamcağız bir ihtiyacımız var mı demek için gelmiş.”

“Gelmesin kardeşim! Bugün gelmesin!”

Yiğit bir hışımla tuvalete çıktı. Aynanın karşına geçip kendini izledi bir müddet. Ellerini lavaboya koyup destek aldı. Sinem arkasından Yiğit’i sessizce takip etti. Hafif aralık kalmış kapıdan onun ne yaptığını gizlice izledi ve bu esnada Yiğit kendi kendine konuşmaya başladı.

Yiğit ilk defa AYNA ile orada yüzleşti…

“Ne oldu Allah’ım! Bir günde hayatıma ne oldu! İki lokma yemek yiyemez oldum. Hiç çalan kapılardan bu kadar korkmamıştım. Yarın beni ne gibi belalar bekliyor diye bu kadar düşünmemiştim. Ne oldu bir günde. Ben böyle biri değildim. İnsanlara neler diyordum, ben daha beteri oldum. Benim bu yaptığım yanlışlar için geçerli sebeplerim var. Ya o insanların da kendince geçerli sebepleri varsa? Of, of!  Keşke zamanı geri alabilsem. Keşke gidip o yaşanan olayı engelleyebilsem. Allah’ım lütfen yardım et. Kaybettiğim hayatımı bana geri ver lütfen. Lütfen…”

Suyu açıp elini yüzünü yıkadı. Havluyu alıp yüzünü kuruladı. Sinem o sırada duyacaklarını duyup hafif bir tebessümle geldiği sessizlikte aşağı indi. Ortalığı toplamaya başladı ve ardından Yiğit geldi. Sinem arkası dönük bir şekilde Yiğit’e laf atarcasına,

“Ne oldu hayatım iyi misin?”

“İyiyim, iyiyim…”

“Hadi gel yatalım, kötü bir gün geçirdik, yarın olsun bakalım. Hem ne demişler gün doğmadan neler doğar.”

“Bana doğan doğdu canım, daha başka bir doğum görmek istemiyorum.”

“Tamam anlıyorum seni çok gerildin, gel gidip yatalım dinlen.”

“Ben de seni anlamıyorum ama, neden bu kadar sakinsin? Sakladığın bir şey mi var?”

“Sen gerginliğini atamadın belli ki, kavga etmeye yer arıyorsun. En iyisi konuyu kapatalım yoksa bu sabaha kadar uzar gider. Ben yatmaya gidiyorum, sen saçmalamaya devam et istersen.”

“Sen yat, gelirim birazdan…”

Sinem gidip yatağa yattı ve bir an önce yarın olsun istermiş gibi rahatça uykuya daldı. Yiğit aşağıda bir saat kadar televizyon izledikten sonra yukarı çıkmak istedi fakat çok yorgun olduğu için salondaki koltuğa uzanıp uyuya kaldı. Sabah gelen bir telefon aramasıyla ilk önce Sinem uyandı. Arayan yakın arkadaşlarından Burcu’ydu. Uyku sersemi telefona baktı ama cesaretini toplayıp açamadı. Bu sırada yatağın diğer tarafına baktı, Yiğit yoktu. İlk önce o mu kalktı acaba derken aşağı indi ve koltukta uyuya kaldığını gördü. Tam o sırada Burcu’dan bir mesaj:

“Canım biliyorum erkenden aradım kusura bakma. Leyla’nın Annesi ile konuştum sana da haber vermek istedim. Dün eve gitmişler fakat kapıyı açan olmamış. Yedek anahtar da yokmuş. Çilingir çağırıp açtıracaklarmış ama sonradan vazgeçmişler. Bugün yirmi dört saat dolduğu için Polise gidip kayıp ihbarı vereceklermiş. Bir iki saate de gidip evine çilingirle birlikte kapıyı açtıracaklarmış. Sen neredesin? İyi misin? Müsait olduğun zaman bana dönersen sevinirim.

Bu yazanları okuduktan sonra Sinem telaşla Yiğit’i uyandırmak istedi ama kıyamadı. Biraz daha bekledi ve uyanınca söylemeye karar verdi. Üstünü bulduğu pikeyle örtüp tuvalete girmek için tekrar yukarı çıktı. Kıyafetlerini değiştirdi ve aşağı indi. Mutfakta kahvaltılık bir şey olmadığı için markete gitmek gerekiyordu. Kendi gidebilirdi ama Yiğit’e haberi bir an önce vermek istiyordu. Yiğit’in yanına giden Sinem yavaşça seslenerek onu uyandırdı. Uyanan Yiğit, önce Sinem’e sonra telefondan saate baktı ve:

“Oooff… Ne kadar çok uyumuşum.”

“Olsun hayatım, dinlendin işte ne güzel… Hayatım uyanır uyanmaz sana pek güzel bir haber veremeyeceğim için üzgünüm. Sabah Burcu aradı açmadım (telefonun ekranından gösterir) Sonra senin yanına indim o sırada mesaj attı. (mesajı da gösterir) Haberin olsun istedim.”

“Hadi be! Demek dün ondan pek ses çıkmadı. Ee ne yapacağız şimdi?”

“Benim bir planım var. Bence telaş edip dün ki gibi kendimize eziyet etmek yerine sakin kalıp, güzel bir kahvaltı yapıp plan yapmalıyız. Yoksa gün boyu saçma bir şekilde düşünmeden hareket edip, birbirimizi yiyoruz. Bu yüzden şimdi kalk bakalım güzelce bir kahvaltı yapalım ama kahvaltı için bil bakalım ne eksik? (hafif gülümseyerek)”

“Aslında haklısın. Ne?”

“Kahvaltılık…(Sesli gülerek)”

“Bu kadar da sakinlik ve neşe sence de fazla değil mi?”

“Ben kendime böyle geliyorum. Biliyorum oradan bakınca anlamsız gözüküyor ama böylesi daha iyi benim için. Hadi kalk bakalım market alışverişine marş marş!”

“Tamam tamam kalktım.”

Kendine gelmesi için tuvalete girip yüzünü yıkaması gerekiyordu Yiğit’in. O da kıyafetlerini değiştirip aşağı indi ve markete gitmek için ayakkabılarını giydi. Dün hafifçe azarladığı muhtarı göreceği için de pek memnun değildi. Dönüp Sinem’e,

“Sen bana ne lazımsa mesaj olarak at, ben alırım.”

“Tamam yazmıştım zaten gönderiyorum.”

“Tamam bir şey olursa ararsın.”

Yiğit anlayamamış bir surat ifadesiyle Sinem’e bakıp kapıyı kapattı. Yolda giderken içten içe, Sinem’in enerjisine ve mutluluğuna anlam vermeye çalıştı. Arabaya bindi ve markete gitti. Kapıdan içeri girerken Sinem alışveriş listesini gönderdi. Liste bayağı uzundu ve Yiğit istemsiz bir şekilde,

“Günaydın Muhtar.”

“Günaydın evlat, hoş geldin.”

“Ya Muhtar dün gece için özür dilerim. Biraz hanımla tartıştık gergindim sen denk geldin. Ters davrandıysam kusura bakma.”

“Yok evlat sen rahat ol, olur öyle şeyler siz canınızı sıkmayın. Biz de genç olduk biliriz.”

“Eyvallah. Birkaç eksik var Muhtar, gerçi birkaç değil bayağı var. Olanları alayım en azından.”

“Tamam bak sen, bir şey olursa seslenirsin bana.”

“Tamamdır. Sağ olasın.”

Yiğit uzun listeden bulduklarını, bulamadıklarının da yerine başka şeyler alarak ödeme için kasaya geçti. Muhtar ürünlerin fiyatını topladı ve poşetledi.

“Ne kadar Muhtar bizim borcumuz?”

“157 TL, sen düz 150 versen de olur.”

“Hey maşallah ne tutmuş be! Eyvallah buyur Muhtar.”

“Bereket versin.”

“Hadi görüşürüz, Allah’a emanet ol.”

“Görüşürüz evlat, sen de Allah’a emanet ol.”

Yiğit poşetleri arabaya yerleştirdi ve yola koyuldu. Kısacık yolda kafasını dağıtacak bir şeyler ararken radyoyu açtı. Biraz kanallar arasında gezindi ve şansına sevdiği bir şarkıya denk geldi. Giderken bir yandan şarkısına mırıldanarak eşlik etti. Şarkının tamamı bitmeden eve geldi ve arabayı park etti. Biraz daha arabada oturdu ve şarkının bitmesini bekledi. Şarkı bittikten sonra arabadan indi. Poşetleri alıp kapının zilini çaldı ancak Sinem kapıyı açmadı. Tekrar çaldı, yine kapıyı açan olmadı. Tam sinirlenecekken, içinden enerjisini yüksek tutması gerektiğini, belki Sinem’in işi olduğunu düşünerek poşetleri yere bıraktı. Anahtarını buldu ve kapıyı hafif aralık bırakacak şekilde açtı. Poşetleri aldı ve kapıdan içeri girdi, ayakkabılarını çıkartırken başını yere eğmişti. Ayakkabılarını çıkardı, elinde poşetlerle bir iki adım attı ve kafasını kaldırdı, olduğu yerde donup kaldı, elinden poşetleri düşürürcesine bıraktı.

Yiğit gördüklerine inanamadı…

Önceki İçerikKelimelerin Gücü
Sonraki İçerikKadın Yazarın Portresi
Mertcan Sezerhttps://mertcansezer.wixsite.com/yasamkocu/iletisim
Merhabalar,         Ben Mertcan Sezer. Muğla/Dalaman doğumluyum. Yeditepe Üniversitesi'nde aldığım eğitimler sonucunda Uluslararası Yaşam Koçu / NLP Master oldum ve  güncel olarak belirttiğim alanlarda bireysel koçluk, eğitmenlik yapmaktayım. Akademik hayatıma İstanbul Üniversitesi - Sosyoloji bölümünde devam etmekteyim.       Hayatım şu an gözlemlediğim herkes kadar ''Yaşamak istenilmeyecek'' bir haldeydi. İntihar etmek isteyen ve eyleme geçmiş birinden şimdi bir gün dahi kayıp etmek istemeyen her anı dolu dolu yaşan biri olmanın sırlarını paylaşıyorum. Ne kadar çok insan hayattan zevk alırsa o kadar mutluluk ve enerji doluyorum. Bu hayat bize verilen bir armağan, hemde tek sefer verilen. Bunun değerini bilmesi için herkese değmeye, onların kalplerine dokunmaya çalışıyorum. Çünkü;      Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir. Çoğu insan sadece var olur.                         Oscar Wİlde

Related Articles

1 Yorum

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Latest Articles