Anthony Burgess’in İlham Dolu Hikâyesi

Bir şeyler yapmak istiyoruz. Evet, bir hayalimiz var ve onu gerçekleştirmek istiyoruz. Bir kaç kere kalkışmışız, başarısız olsak da yapabileceğimize inanıyoruz. Kendimizi o konuda yetenekli görüyoruz ama… Ama bir şey eksik! Olmuyor işte! Ol-mu-yor! Ne eksik? Çalışma masası mı? Güzel bir manzara mı? Yemek mi? Kahve mi? Yoksa hayallerimize yeterince değer mi vermiyoruz? Neden motivasyonumuz yok?

Bu yazıda sizlerle Otomatik Portakal kitabının yazarı Anthony Burgess’in hikayesini paylaşacağım. Belki onun hikayesinden kendimize bir pay çıkarırız. Anthony 40 yaşındayken beyninde tümör olduğunu ve bunun kendisini bir yıl içerisinde öldüreceğini öğrendi. Maddi durumu iyi değildi ve öldüğünde eşine bırakabilecek bir birikimi yoktu. Anthony profesyonel bir roman yazarı değildi ama her zaman hayalinde bir romancı olmak vardı. Bu konuda da yetenekli olduğunu düşünüyordu. Tabi ki hayaller ertelene ertelene yaş 40 olmuştu. Artık arka plana attığı hayallerini su yüzüne çıkarma vakti gelmişti. Böylece en azında eşine telif hakkı olan bir kaç yazı bırakabilecekti.

Yazı makinesine kağıtları yerleştirdi ve ilk romanını bu şekilde yazmaya başladı. Yazdığının basılacağı kesin değildi ancak denemekten de başka şansı yoktu. “1960 ocağıydı,” diyordu “Konulan tanıya göre, önümde yaşayabileceğim bir kış, bir ilkbahar ve bir yaz vardı. O yıl, yapraklar dökülmeye başladığında ben de ölmüş olacaktım.” Bu şartlar altında, Şu an İngiliz Edebiyatı’nın önde gelen yazarlarından biri olan Burgess bir yıl bitmeden beş buçuk roman yazmayı başarmıştı.

Sonrasında ne mi oldu? Yanlış teşhis konulduğu anlaşıldı. Ancak bu o zamana kadar Burgess çoktan tanınan bir yazar olmuştu. Toplamda 50’den fazla roman ve hikaye yazdı. Bu olayda 40 yıl boyunca yazmak isteyip yazamayan ama 1 yıl içerisinde beş buçuk roman yazan Burgess’e bakınca benim aklıma iki durum geliyor. Bambu ağaçlarını bilirsiniz, Bambu ağacını Çinliler şöyle yetiştirir: Önce ağacın tohumu ekilir; sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. “sulanır ve gübrelenir.” İkinci yılda da tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. “sulanır ve gübrelenir.” Üçüncü yılda yine tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Sabırla ” sulanır ve gübrelenir.” Dördüncü yılda da her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Beşinci yılda da Çinliler yine büyük bir sabırla bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır. Burgess’in 40 yaşına kadar birikim yaptı. O, hayal silahına barut koydu 40 yıl. Fakat barut koymakla silah ateş almaz, o silahı ateşleyen neydi? Tabi ki o da zorluk, acı ve baskıydı. Artık ne zaman öleceğini biliyordu, zamanı kısıtlıydı ve hiçbir şey hazır değildi. İşte kendini zorunlu hissetmesi yıllardır doldurduğu silahını ateşledi. Stresi yönetebildiğimizde, o enerjiyi evirdiğimizde o bize baskı yapamaz. Aksine biz ona basıp yükseliriz. Şimdi hayal ettiğimiz şeye gideceğiz madem, birikimimizi kontrol edelim ve zamanımızın tükendiğini bilelim.

Paylaş

Hayatı anlamak, yaşamak ve yaşatmak için öğrenip paylaşan biri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir