Ah Be Çocuk…

AH BE ÇOCUK!

Haykırmak isteyen bir çocuk yatıyor içimde. Gözleri amaçsızca dolan, kalbi hissizce çarpan. İçinde sır gibi sakladığı düşüncelerini, hissiyatlarını, çekişmelerini yine içindeki sır dolu mahzende saklayan. Gün ışığının bile gizli mahzenine ‘ya girersem’ diye titrettiği çocuk. Anlatamadığı, dile getiremediği, bir türlü ifşa edemediği o mahzen, bir ömür kalbinin ağırlığını taşıyacak gibi duruyor. Kendisine sorsanız o mahzenin içinde ne barındığını; dili dönmez, kalbi tekler… ve söyleyemez. Çünkü kendisi de bihaberdir o mahzende barınanlardan.

Hissiz, düşüncesiz, fikirsiz kalamayan bir çocuk. Her gece çizdiği tablo farklı aklında. Her gece farklı renklere, farklı tonlara saldırıyor… ve beceremiyor bir sonraki tablonun bir önceki ile çatışmasını. Hep tezatlar birbirlerine. Bu durumdan kendisi de şikayetçi; kızıyor kendine. Kendiliğinden akan göz yaşlarına haykırıyor ‘ Riyakarsınız; akmayın!’ fakat ne çare, söz geçiremiyor. Olmuyor, olmayacak heralde. İç çekişmeleri ile bütünleşmiş bir çocuk. Zaten ondandır ki ‘bu çocuk neden öldü’ diye sorarlarsa, ‘iç çekişmeleri’ cevabını verin diyor.

Evet, bildiniz, aynen öyle. Gerçekten hiç önemli değil bu çocuğun saç rengi, göz boyası, teninin tonu. Kendisi de aldırmıyor, önemsemiyor. Karanlık his dünyasından kimisince aydınlık, kimisince alacakaranlık dış dünyaya geçemiyor. ‘Orası anlaşılmak ister, nazlıdır’ diyor, ‘ ben kendimi anlayamadıktan sonra boğar beni dışarısı..’

 Söylüyor, söylüyor da ne çare. Çaresizce dolaşıyor dış dünyanın vazife bekleyen sokaklarında, dolanmak zorunda kalıyor. Gündüzleri sokaklarda, geceleri ise en derinlerinde geçiyor dur durak bilemeyen, affetmeyi sevmeyen, unutturmayıp uyuşturan zaman. Tıpkı bu çocuğun her gece çizdiği tablolar gibi de zıtlaşıyor iç dünyası ile dışarısı. Çatışmalar arasında kaybolansa yine O oluyor…

Bir limanı var genç çocuğun. Her gece sindiği, her gece mahzenine kağıt parçacıkları fırlattığı bir liman. Limanı da kağıt ve mürekkepten. Dert ortağı olmuş iki parçadan ibaret bu liman. Aklından geçenleri tek okuyabilen mürekkep sağ, onları da tercüme etmeye çabalayan kağıt sol kolu bu hayatta.

Ah be çocuk! Yorulmuş bu çocuk henüz sevmeden; sevmekten ve sevebilmekten. Vazgeçmiş bu çocuk tadı damağında bırakan, izleri gözlerden okunan, sözleri dillerde dolanan aşk melalesinden. Ah be çocuk daha tadı damağında kalmamış, izleri gözlerinden okunmamış, sözleri dilinde dolanmamış aşk melalesinden ne için bu denli erken vazgeçersin? Ah be çocuk yoksa… yoksa vazgeçirdiler mi seni? Ah be çocuk! Yoksa şairin dediği gibi sevmeyi beklerken, beklemeyi mi sevmişsin? Ah be çocuk! Ah!!!

Ah be çocuk, daha öldürmedin mi kendini, öldüremedin mi? El etek çekemedin mi arzularından. Geçmiş zamanda yaşadığının farkında değil misin, farkındalığını mı kaybettin? Öldür kendini, öldür ama çaktırma çevrene, söyleme öldüğünü…

Baştan aşağı, geceden gündüze çırpınıp durmak, geceleri göz perdelerini kapayamamak… fikirler deryasında dolanmak ve bir an bile salıvermişlik yapamamak; boğulacağım korkusuyla. Ve en beteri de kendinle çelişen dünyalar yaşamak. Etrafa anlatamamak, anlatmamak. Hislerde boğulmak, hissiyat yoksunluğu yaşamak. Kalp atışlarını beyninde hissetmek, aklın kalple savaşına şahitlik etmek. Yorulduğunu düşünüp; koşmak zorunda olduğunu bilmek. Her adım attığında geri dönmenin ve dönebilmenin zorluğunu hatta imkansızlığını damarlarında hissetmek. Üstüne üstlük yazıp da acıları kalıcı hale getirmek, geçmişini ellerinle beynine kazımak. Ah be çocuk! Gerçekten sen bu musun?

Ah be çocuk! Gönlünü verdin mi vermedin mi sen? Neden bu telaşa kapılmalar bi anda. ‘ Küçük mutluluk’tan kastettiğine kendine salıcak mısın yoksa hiç bırakmayacak mısın kendini? Neden çekinirsin be çocuk, nedir bilemediğin. Yoksa gerçeği bal gibi biliyorsun da ondan mıdır bu çekingen? Cesaret edememenin nedeni ihanetten mi korkman. Ya ihanet değil de gerçekliğin ve kurtuluşun tam merkeziyse orası… ya sadece bir adımsa, bir kulaç. O zaman bize düşen hazır olmak değil midir? Nerede yiğitliğin senin? Dik dursana bir kerede. An çattığında- ki çatıp çatmayacağını da bilmiyorsun- evet hazırım, bekledim, kazandım ve kurtuldum desen.

Ah be çocuk. Ha gayret, bir adım, bir nefes daha…