Yolun Hafızası

☕ 8 dk okuma
🎻 Edebi & Klasik Çalma Listesi Odaklanma ve dingin okuma için seçilmiş enstrümantal eserler • Sırayla kesintisiz çalar
  • 01
    Gymnopédie No. 1 Erik Satie • Klasik Piyano
    ▶
  • 02
    Valse Evgeny Grinko • Melankolik Şiirsel
    ▶
  • 03
    Nocturne Op. 9 No. 2 Frédéric Chopin • Romantik Klasik
    ▶
  • 04
    Tasavvuf & Huzur Ney Taksimi Geleneksel • Derin Ney Ezgisi
    ▶
  • 05
    Nuvole Bianche Ludovico Einaudi • Modern Neoklasik
    ▶
  • 06
    Comptine d'un autre été Yann Tiersen • Edebi Düşünce
    ▶
  • 07
    River Flows in You Yiruma • Lirik Akış
    ▶

Bazı yolların mimarı yoktur.

Bir parkın ortasında, kaldırımın genişçe dolandığı yerde çimlerin arasından geçen ince bir toprak çizgisine rastlarsınız. Taş döşenmemiştir, kenarı belirlenmemiştir, hiçbir planda bulunmaz. Yine de oradan yürüyenler vardır; hem de çimin yeniden yeşermesine fırsat vermeyecek kadar çok.

İlk kim geçti, bilinmez. Acele eden biri miydi? Köşeyi dolaşmaya üşenen bir çocuk mu? Her sabah aynı yolu yürüyüp fazladan on adımı artık gereksiz bulan biri mi? Her kimse, yaptığı şeyin bir yol açacağını düşünmemiştir. Yalnızca kendi yolunu birkaç metre kısaltmıştır. Sonra bir başkası aynı yerden geçmiş, toprağın üzerindeki hafif izi görmüş; ardından başkaları gelmiştir. Bir süre sonra rastlantı, üzerinde yürünebilen bir çizgiye dönüşmüştür.

Şehircilikte bu patikaların güzel bir adı var: “arzu yolları.” Kimsenin çizmediği bu yollar, insanların nereden yürümesi gerektiğinden çok, gerçekte nereden yürümek istediğini gösteriyor. Fakat asıl düşündürücü olan kestirme olmaları değil. İlk geçen yalnızca kendi yolunu kısaltmıştı; arkasından gelen içinse toprağın üzerinde artık bir ihtimal vardı. İlki henüz yol olmayan bir yerden geçmişti; ikincisi, birinin oradan geçebildiğini biliyordu. İnsan daha önce bir ayak izi gördüğü yerde biraz daha az tereddüt ediyor. Bazen bir başkasına bırakılan en güçlü işaret de budur: “Buradan da geçiliyor.”

OKU  İlgi̇nç Zamanlarda Yaşamak

Bu, yalnız çimlerin üzerinde öğrenilen bir şey değil. Yeni bir işe başladığınızı düşünün. İlk gün size saatler, kurallar, görevler anlatılır. Birkaç gün sonra başka bir şey daha öğrenirsiniz: Orada gerçekten nasıl yaşandığını. Mesai sekizde başlıyordur ama herkesin işe koyulması biraz daha geçtir. Ya da çıkış saati beştir; buna rağmen beşte çantasını almak nedense erken çıkmak gibi görünür. Kimse size ikinci bir saatten söz etmemiştir. Yalnızca çevrenizdekilerin ne zaman oturduğuna, ne zaman kalktığına bakmışsınızdır. Yazılı olanı ilk gün öğreniriz; yazılı olmayanı birbirimizden.

İnsan kendisinden isteneni de çoğu zaman böyle ayarlar. Bir görevi yapar ama hızını kendisi belirler; küçük bir arayı uzatır, bazen anlamamış gibi davranır, bazen ses çıkarmadan sınırını birkaç santim geriye çeker. Bunların hepsine direniş demek fazla büyük, hepsine tembellik demek fazla kolaydır. İnsan, kendisine ait olmayan düzenlerin içinde bile kendisine ait küçük bir yer bırakmaya çalışır.

Bu yeni bir huy değil. Toprağı süren bir köylünün işi ağırdan almasıyla masa başındaki insanın günü kendi temposuna göre bölmesi elbette aynı şartların ürünü değildir. Yine de ikisinde de insanın güç karşısındaki o eski refleksi saklıdır: Önündeki yolu kaldıramıyorsa yürüyüşünü değiştirir. Fakat asıl mesele kişinin kendine açtığı küçük alan değil, o alanın başkaları tarafından görülmesidir. Bir davranış yalnızken kişiseldir. Görüldüğünde ihtimale dönüşür.

Bir aile içinde bunu daha kolay fark ederiz. Her evin hiçbir yerde yazmayan yolları vardır. Hangi aile ferdinin sözü kesilebilir, kimden hesap sorulabilir, hangi ziyaret kaç saat sürer, sofradan önce kim kalkar, hangi soruya cevap vermemek kabalık sayılır… Kimse bunların yönetmeliğini hazırlamamıştır. Çoğu, yıllardır aynı biçimde tekrarlandığı için doğal görünür.

Sonra aileden biri başka türlü davranır. Yıllardır cevap verdiği bir soruya “Bunu konuşmak istemiyorum” der. Herkesin mutlaka katıldığı bir buluşmaya gitmez. Bir işi, sırf hep o yaptığı için bu kez üstlenmez. İlk anda hareketin kendisinden çok, alışılmış olandan sapması fark edilir. Bir süre sonra aileden bir başkası da aynı şeyi yapar. Sonraki kişinin önünde artık bir iz vardır. “Böyle de yapılabiliyor” düşüncesi, bazen uzun açıklamalardan daha hızlı yayılır. Eski kural ortadan kalkmaz, kimse onu resmen kaldırmaz; yalnızca üzerinden geçenlerin sayısı azalır.

OKU  Uyanış ve Gece

Toplumların bazı alışkanlıkları da böyle yaşlanıyor olmalı. Büyük değişimlerin tarihini biliyoruz; bir yasa çıkar, bir yasak kalkar, bir kurum kapanır ve takvime bir gün düşülür. Fakat insanların bir şeye eskisi kadar inanmamaya başladığı günün tarihi yoktur. Bir davranış hangi gün ayıp olmaktan çıkar? Bir gelenek ne zaman zorunluluktan alışkanlığa, alışkanlıktan hatıraya dönüşür? Yıllarca “böyle yapılır” denilen bir şeyin önüne ilk kez ne zaman “neden?” kelimesi gelir?

Bu değişimlerin çoğu sessizdir, çünkü önce dilde değil, harekette ortaya çıkar. İnsanlar bir şeyi tartışmayı bırakmadan önce başka türlü yaşamaya başlayabilir. Eski yol hâlâ görünürdür; fakat çimler yavaş yavaş geri dönüyordur.

İnsanın açtığı patikayı burada özgürlüğün güzel bir simgesi sayıp geçmek isterdim. Ne var ki insanların yaptığı yolların da masum olmayan bir tarafı var.

Beşte biten mesainin altıda bitmeye başlamasını düşünün. İlk kalan kişinin nedeni kendisine aittir; işi yetiştirmek istemiş, bir şey tamamlamış olabilir. Sonra bir başkası kalır. Bir süre sonra zamanında çıkmak tuhaflaşır. Yeni gelene kimse “Altıdan önce gidemezsin” demediği hâlde, saat beşi geçtiğinde çevresine bakar ve oturmaya devam eder. Bu yolu da insanlar açmıştır ama bu kez kestirme değildir. İlk insanın tercihi, sonrakinin üzerinde beklentiye dönüşmüştür.

Gündelik hayatın en güç fark edilen baskıları da böyle kuruluyor olabilir. Her şey yukarıdan buyurulmuyor. Bazı yükleri birbirimize yalnızca tekrar ederek bırakıyoruz. Bir ailede bir kişinin sürekli toparlaması zamanla onun göreviymiş gibi görülüyor. Bir çevrede herkes güçlü görünmeye çalıştıkça yorulduğunu söylemek zayıflık sayılıyor. Bir yerde herkes ulaşılabilir oldukça cevap vermeyen kişi kabalaşıyor. Kimse bunları yazmadı ama yine de yolları var.

“Burada böyle yapılır” cümlesinin geçmişine bakabilsek, kaç kez bir emir değil de bir tekrar bulurduk acaba? Önce birinin tercihi, sonra başkasının taklidi, ardından alışkanlık… Başlangıç unutulduğunda ise geriye yalnızca doğalmış gibi duran bir düzen kalıyor.

OKU  Merhaba Ekim, Merhaba Yeni Ben

İşin ironisi burada: İnsan kendisine çizilen yoldan çıkarken yeni bir yol açabilir; açtığı yol yeterince kalabalıklaştığında, bir başkasının önüne çizilmiş olarak çıkabilir. Dün özgürce seçilen şey, bugün kimsenin neden yaptığını sormadığı bir alışkanlık olabilir. Dün birinin küçük kaçışı olan yer, yarın başka birinin kaldırımı.

Bu yüzden insanın önündeki yollar kadar arkasında bıraktıklarına da bakması gerekiyor. Kendimizi çoğu zaman mevcut düzenlerin içinde yol arayan kişiler olarak düşünüyoruz. Oysa bizden sonra gelenlerin dünyasında neyin olağan görüneceğine, hangi davranışın bekleneceğine, nerede durulup nereden geçileceğine biz de küçük izler bırakıyoruz. Bunu büyük kararlarla değil, çoğu zaman tekrar ettiğimiz sıradan şeylerle yapıyoruz.

Bir parkta açılmış patikanın yıllar sonra taşla döşendiğini düşünün. Yeni gelen biri oradan yürürken bir zamanlar orada çim olduğunu bilmeyecek. Önünde düzgün bir yol görecek ve nereden geçeceğini düşünmesine bile gerek kalmayacak. İlk geçen insanın önünde ise hiçbir şey yoktu. Biri yolun dışına çıkmıştı, diğeri hazır bir yolun üzerinde yürüyor. Aralarında yüzlerce ayak izi var.

Bugün bize kendiliğinden, doğal, hatta değişmez görünen kaç yolun başlangıcında böyle tek bir adım vardı, bilmiyoruz.

Daha rahatsız edici soru şu: Biz bugün hangi patikaları, bizden sonra gelenlerin artık yol sanacağı kadar derinleştiriyoruz?

✓ 24Okur Edebi ve Kültürel Yayın İlkeleri Güvencesi
Bu içerik; 24Okur Yayın Kurulu ilkeleri doğrultusunda doğrulanmış, edebi tahlil ve kaynak güvenilirliği standartlarına uygun olarak yayına alınmıştır.

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Son Yazılar