Ervahı Ezelden Ne Demek? Sümmani’nin Kader ve Aşk Dili

☕ 12 dk okuma

Ervahı ezelden, şiirin dünyasında insanın yeryüzündeki hayatından önceye uzanan ruhlar tasavvurunu çağrıştırır. Âşık Sümmani’nin bu adla tanınan eserinde ifade, talihin daha baştan belirlenmiş olduğu duygusuyla birleşir. Türkünün merkezinde geleceği bildiren bir kehanet değil, çektiği acıyı kader diliyle anlatan bir âşığın sesi vardır.

Bugün günlük konuşmada seyrek kullandığımız kelimeler, ilk dinleyişte anlamı uzaklaştırabilir. Buna rağmen sesin taşıdığı kırgınlık kolayca anlaşılır: bazı insanların mutluluğa ulaşırken kendimizin hep dışarıda kaldığını hissetmek. Kelimeleri açmak, bu duyguyu dağıtmaz; şiirin onu nasıl kurduğunu daha yakından görmemizi sağlar.

Ervahı ezelden ne demek? Ezel ve ruhlar tasavvuru

Ervah, ruh kelimesinin çoğuludur. Ezel ise sıradan bir eski zaman adı değildir; başlangıcı düşünülmeyen varlık ve zaman meselesiyle bağlantılı bir terimdir. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Ezel maddesi, kavramın felsefe ve kelâm içindeki anlamını açıklar. Şiirdeki kullanımın bu düşünce çevresine yaslandığı söylenebilir.

Yine de ifadeyi herkesin aynı ayrıntılarla benimsediği bir inanç açıklaması saymak doğru olmaz. Şair, yaşadığı duygunun kendisinden önceye uzandığını düşündüren bir dil kurar. Dert, dün başlamış geçici bir olay olmaktan çıkar; insanın varlığına eşlik eden bir yazgı gibi duyulur.

Ruhlar meclisi denildiğinde hatırlanan bir başka kavram bezm-i elesttir. İlgili ansiklopedi maddesinde, bu anlayışın dayandığı ahid ve ona ilişkin farklı yorumlar ele alınır. Ervah, ezel ve bezm-i elest birbirine yaklaşan bir düşünce alanında bulunsa da aynı sözcüğün üç ayrı yazılışı değildir.

Bu ayrımı korumak, şiirin çağrışımlarını daraltmayı önler. Bir terimin sözlük karşılığını öğrenmek, şiirin bütün anlamını çözmek demek değildir. Terim, çevresindeki kader, sevgi ve ayrılık kelimeleriyle ilişkisi içinde çalışır; anlam, tek bir kelimeden çok bu ilişkilerde görünür olur.

Levh ve kalem neyi düşündürür?

Levh-i mahfuz, İslâm düşüncesinde varlık ve olaylara ilişkin ilahî bilgi ve takdirin kaydıyla bağlantılıdır. Yusuf Şevki Yavuz’un ansiklopedi maddesi, kavramı açıklarken mahiyetine ilişkin görüş ayrılıklarına da yer verir. Eserdeki yazı ve kalem imgeleri, böyle bir kültürel arka plan içinde anlam kazanır.

OKU  Güney Marlen - Dokunmasınlar Bana Klibi Yayında!

Şiir açısından dikkat çekici olan, insan hayatının okunabilecek bir kayıt gibi düşünülmesidir. Konuşmacı kendi acısını rastlantıların toplamı olarak görmez; önceden hazırlanmış bir metnin içine yerleştirilmiş gibi hisseder. Böylece elindeki hayatla onu düzenlediğine inandığı irade arasındaki mesafe görünür hâle gelir.

Yazı imgesi aynı zamanda bir güç farkı kurar. Hikâyesini yaşayan kişi, onun nasıl yazılacağına karar veren kişi değildir. Bu yüzden kaderden söz etmek yalnızca boyun eğme biçiminde duyulmayabilir; insanın kendisine ayrılan yerin neden böyle olduğunu sormasına da imkân açar.

Bu dilde görünmeyen bir muhatap da belirir. Konuşmacı, acısını neden yaşadığını bilmek isterken kendisinden daha büyük bir düzene sesleniyor gibidir. Şikâyetin yöneldiği yerin açık bir insan adı olmaması, sitemi gündelik bir tartışmanın sınırlarından çıkarır; soruyu hayatın bütünüyle ilişkilendirir.

Ervahı ezelden hikayesi: Sümmani ve Gülperi

Âşık Sümmani’nin hayatı, Erzurum’un Narman çevresiyle ilişkilidir. Kültür ve Turizm Bakanlığının Sümmani tanıtımı, doğum yerini Samikale olarak verir ve Gülperi’yi rüyada görüp aramaya çıkma anlatısına değinir. Bu hikâye, onun çevresinde oluşan âşık kimliğinin önemli parçalarındandır.

Gülperi’yle karşılaşma, bir gündelik tanışma hikâyesi gibi anlatılmaz. Rüya, yolculuk ve arayış, sevgiyi kişinin bütün hayatına yön veren bir çağrı olarak kurar. Burada anlatının nasıl çalıştığını görmek gerekir: sevilen kişi yalnız ulaşılacak bir adres değil, yola çıkmanın ve söze başlamanın nedeni olur.

Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü’ndeki Sümmânî maddesi, biyografiyle birlikte onun hayatının halk hikâyesine dönüşmesini de ele alır. Bu nedenle Gülperi anlatısını okurken edebî gelenekle doğrulanmış yaşam olaylarını ayırmak gerekir. Her sahneyi bağımsız belgelerle kesinleşmiş bir hatıra gibi aktarmak, anlatının niteliğini değiştirir.

Aranan sevgili neden bir yolculuğun merkezindedir?

Arayış hikâyesinde sevginin ölçüsü, karşılaşmanın kaç gün sürdüğüyle belirlenmez. Uzaklık, âşığın sözünü çoğaltan bir durum hâline gelir. Yol devam ettiği sürece anlatılacak hasret de sürer; sevgilinin görünmemesi, şiirde yok olması anlamına gelmez. Tam tersine, yokluğu anlatının düzenleyici unsurlarından biri olur.

Ervahı Ezelden’i yalnız bu hikâyenin özeti olarak dinlemek ise şiirdeki başka imkânları geride bırakır. Metindeki kırgınlık, belirli bir sevgiliyi bulamamanın ötesinde dışarıda kalma duygusuna da açılır. Böylece kişisel aşk, okurun kendi hayatından tanıyabileceği bir yer bulamama hâliyle buluşur.

Dize tahlili: Bir günün ağırlığını anlatmak

“Bir günümü yüz bin zâre yazdılar”

Bu kısa alıntı, TEİS’te aktarılan koşmadaki biçimiyle verilmiştir. Dinlenen yorumlarda kelimelerin ve eklerin farklılaşabildiği görülür; arama sorgularındaki yazmışlar biçimiyle burada kullanılan yazdılar biçimini tek bir metinmiş gibi birleştirmemek gerekir. Buradaki tahlil, bağlantısı verilen metni esas alır.

OKU  Türkiye'nin Babası MÜSLÜM BABA

Zâr sözcüğü ağlama ve inleme anlamına gelir. Sayının büyüklüğü, yaşanmış bir günün içindeki olayları hesaplamak için kullanılmaz. Kısa bir zaman aralığının dayanılmaz derecede dolmuş olması hissini taşır; saatle ölçülen süreyle insanın içinde yaşadığı süre birbirinden uzaklaşır.

Bir gün dışarıdan bakana herkes için aynı uzunluktadır. İçeriden yaşandığında ise bekleyiş, özlem veya korku onu genişletebilir. Şiirdeki abartı bu farkı görünür kılar: acının yoğunluğunu tartışırken sayının gerçekçi olup olmadığını sormak, kullanılan anlatımın işlevini gözden kaçırır.

Tekil günle çok büyük sayı arasındaki karşıtlık, yakınmayı duyulur kılan bir ölçek değişimidir. Anlatıcı bütün ömrünü saymak yerine dar bir kesiti büyütür. Böylece okur, uzun hayat hikâyesini bilmeden de yükün ağırlığını hissedebilir; küçük zaman parçası, bütün yaşantının baskısını taşıyan bir örneğe dönüşür.

Kader dili edilgenlik midir, sitem midir?

Metindeki yazılma düşüncesi, konuşmacının kendi hayatı karşısında güçsüz hissettiği bir durum yaratır. Fakat bu güçsüzlüğün dile getirilmesi başlı başına bir etkinliktir. Âşık susmaz, derdini söze dönüştürür ve dinleyicinin önüne koyar. Şikâyetin varlığı, tam bir sessiz kabulleniş yorumunu zorlaştırır.

Buradan bütün kader anlayışları hakkında tek bir sonuç çıkarmak da mümkün değildir. Şiir, kelâm tartışmasının sistemli bir özeti olarak yazılmamıştır. Daha verimli soru, konuşmacının bu dili kullanarak duygusuna nasıl bir büyüklük ve süreklilik verdiğidir. Düşünsel arka plan, edebî sesin yerine geçirilmemelidir.

Kendi derdini başkalarının hayatıyla karşılaştırmak

Eserin duygusal örgüsünde başkalarının bir yere ulaşmasıyla konuşmacının geride kalması arasında bir mesafe vardır. Bu karşılaştırma, yalnızlık hissini toplumsal bir görünüme kavuşturur. Kişi sadece sevdiğinden uzak değildir; sanki başkaları için işleyen bir düzenin kendisi için işlemediğini de düşünür.

Bu duygu kıskançlıkla sınırlanamaz. Burada asıl mesele, insanın kendi yaşantısını başkalarının tamamlanmış görünen hikâyeleriyle yan yana koymasıdır. Dışarıdan bütün görünen hayatlar karşısında kendi eksikliğimizi daha büyük hissetmek, şiiri bugünkü okura da yaklaştırabilecek bir okuma imkânıdır.

Karşılaştırmanın şiirde yarattığı hareketi izlemek için yalnız konuşmacının kendisinden bahsettiği yerlere bakmak yetmez. Başkaları anıldığında sesin neyi eksik bulduğunu da düşünmek gerekir. İstenen şey bazen tek bir karşılaşma, bazen de herkes gibi anlaşılmak ve kendisine ait bir hayatın içinde bulunabilmektir.

Kenarda kalmak nasıl bir mekân imgesine dönüşür?

Şiirin sonundaki dışarıda bırakılma duygusu, aşkı bir kayıt veya topluluk olarak düşünmeye elverişlidir. Bazıları merkezdedir, anlatıcının yeri ise başka bir noktaya düşmüş gibidir. Böylece görülmeme hissi soyut bir yakınma olarak kalmaz; gözümüzde yerleşimle ilgili bir görüntü oluşturur.

OKU  Cem Adrian'ın Yeni Şarkısı, Yolun Sonunda

Bu görüntünün gücü, herkes için aynı hikâyeyi anlatmasından gelmez. Okur, sevgide karşılık bulamamakla bir topluluğa ait hissedememek arasındaki benzerliği düşünebilir. Ancak bunlar aynı deneyim değildir. Şiirin açtığı ortaklık, farklı hayatları birbirinin yerine koymadan aralarındaki duygusal yakınlığı fark etmeye yarar.

Grup Abdal ve modern yorumlar: Şiirin yeni dinleyicileri

Grup Abdal’ın icrası, Z Müzik’in yayımladığı resmî kayıtta Ervah-ı Ezelde adıyla yer alır. Açıklamada 2011 albüm bilgisi bulunurken video yükleme tarihi 2016’dır. Bu iki tarih ayrı şeyleri gösterir; yükleme tarihini eserin yazılış yılı olarak okumamak gerekir.

Eserin televizyon üzerinden dolaşımına da somut bir örnek vardır. TRT Haber’in 13 Aralık 2020 tarihli duyurusu, türkünün Gönül Dağı’nın sekizinci bölümünde seslendirildiğini bildirir. Bir şiir böylece kitap sayfası, albüm ve dizi sahnesi gibi farklı karşılaşma alanlarına geçer.

Bu geçişlerde dinleyicinin ilk tanıştığı şey değişebilir. Birisi önce kelimeleri okur, başka biri bir sahnenin duygusuyla birlikte duyar. Aynı eser karşısındaki ilk izlenimler bu yüzden farklılaşır. Dizideki sahnenin hikâyesiyle şiirin kendi anlatıcısını ayırmak, iki eseri de daha dikkatli değerlendirmeye yardım eder.

Bugün nasıl dinlenebilir?

Anlamı açmak için önce bütün bilinmeyen kelimeleri ezberlemek gerekmez. Bir dinleyişte yalnızca hitabın ve sitemin nerede yoğunlaştığına dikkat edilebilir. Sonraki okumada yazı, zaman ve yer imgeleri karşılaştırılır; böylece başlangıçta tek bir hüzün olarak duyulan şeyin farklı katmanları ayırt edilmeye başlar.

Örneğin önce kader duygusunu, ardından sevgiliye yönelen beklentiyi izlemek mümkündür. Aynı yakınmanın bu iki alanda nasıl değiştiğini not etmek, şiirin yalnız tek bir konuya indirgenmesini önler. Kişisel bir okuma defterine alınan kısa gözlemler, hazır yorumları tekrarlamak yerine metinle kendi ilişkimizi kurmamıza yardımcı olabilir.

Müzik hakkında konuşurken her duygusal etkiyi doğrudan şairin hayatındaki bir olaya bağlamak da zorunlu değildir. Bir yorumun bizde uyandırdığı duygu, kendi yaşantımızla ilişkili olabilir. Eseri sevmekle onun bütün ayrıntılarını biyografik bir şifreye çevirmek arasında mesafe bırakmak, dinleme deneyimini zenginleştirir.

Şiirin tam metnine ulaşmak ve söz farklılıklarını okumak

Şiirin bütününü okumak isteyenler, TEİS maddesinin eser örnekleri bölümündeki koşmaya başvurabilir. Orada aktarımın dayandığı Âşık Sümmani Divanı ve sayfa bilgisi de verilir. Kısa alıntıyla yetinilen bu incelemede tam metne giden kaynak, sözlerin hangi biçimine bakıldığını belirgin tutar.

Bir kayıtta duyulan dizeyle yazılı kaynak arasında fark varsa, hemen birinin yanlış olduğu sonucuna varmadan önce kullanılan metinler belirlenmelidir. Farklı aktarımları fark ettirmeden tek bir bütün hâline getirmek, okurun karşılaştırma imkânını ortadan kaldırır. Kaynağını bilerek okumak, türkünün çoğalan seslerini daha açık duymamızı sağlar.

Sıkça Sorulan Sorular

Ervahı ezelden ne anlama gelir?

Ervah ruhlar demektir; ezel ise başlangıçsızlık düşüncesiyle bağlantılıdır. Şiirde bu ifade, âşığın talihini dünya hayatından önceye uzanan bir yazgı gibi dile getirmesine imkân verir.

Ervahı Ezelden’in sözleri kime aittir?

Eser Âşık Sümmani’nin şiirleri arasında yer alır. Grup Abdal gibi sonraki yorumcuların icralarıyla şairin söz sahipliğini birbirinden ayırmak gerekir.

Gülperi hikâyesi belgelenmiş bir biyografi midir?

Gülperi anlatısı, Sümmani’nin hayatı çevresinde oluşan halk hikâyesi geleneğiyle birlikte değerlendirilir. Anlatıdaki bütün rüya ve yolculuk ayrıntılarını bağımsız belgelerle doğrulanmış olaylar gibi sunmak doğru değildir.

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Son Yazılar