Yaratıcısı Tarafından Terk Edilen Bir Varlık: Frankenstein

☕ 14 dk okuma

Frankenstein kitap analizi, Mary Shelley’nin 1818 tarihli romanında bilim insanı Victor Frankenstein’ın yaşam yaratma arzusunu ve yarattığı varlığın terk edilmesinin sonuçlarını inceler. Romanın merkezindeki soru “canavar kim?”den daha karmaşıktır: Bir yaratıcı, ortaya çıkardığı hayatın bakım ve sorumluluğunu üstlenmezse, dışlanan varlığın şiddetinden ne ölçüde sorumlu olur?

Spoiler uyarısı: Bu yazı yaratığın geçmişini, cinayetleri ve Arktik finalini açıklar.

Frankenstein konusu özeti: Victor ve adsız yaratık

Hikâye, Kuzey Kutbu’na yol alan Robert Walton’ın mektuplarıyla başlar. Walton buzlar arasında güçten düşmüş Victor Frankenstein’ı gemisine alır; Victor da onu kendi felaketine götüren bilimsel arayışı anlatır. Project Gutenberg’deki 1818 baskı metni romanın mektup çerçevesini, Victor’ın yaratma deneyini ve son kovalamacayı birincil kaynaktan doğrulamaya imkân verir.

Victor, üniversitede doğa felsefesi ve yaşamın işleyişi üzerine çalışırken ölü beden parçalarından canlı bir varlık meydana getirir. Yaratık gözlerini açtığında Victor, başarıya sevinmek yerine görünüşünden dehşete kapılır ve onu terk eder. Yaratık kendi başına hayatta kalmayı, ateşi kullanmayı ve çevresindeki insanları uzaktan gözlemleyerek dili öğrenmeyi başarır.

Daha sonra Victor’ın ailesine yaklaşmak ister; ancak karşılaştığı reddedilme ve yalnızlık, öfkeye dönüşür. William’ın ölümünün ardından Justine suçlanır ve idam edilir; yaratık bu cinayeti işlediğini Victor’a açıklar. Victor, yaratığın bir eş isteğini kabul eder gibi olur, ardından ikinci bir varlık yaratmaktan vazgeçer. Çatışma, Victor’ın da yaratığın da kutup buzlarına sürüklenmesiyle sonuçlanır.

“Onun Âdem’i olmalıydım; ama beni sevinçten kovan düşmüş melek oldum.”

— Yaratığın Victor’a sözleri; Mary Shelley’nin 1818 tarihli romanından Türkçe çeviri.

Bu söz, yaratığın kendisini Tanrı’nın ilk insanına değil, dışlanmış düşmüş meleğe benzettiğini gösterir. Onun dili, yalnız acıyı anlatmaz; kendisine bir kimlik ve ahlaki konum kurar. Roman, yaratığın sözlerini Victor’ın anlatısı içinden aktardığı için okur hem bu tanıklığın gücünü hem de anlatıcıların kendi çıkarlarını düşünmelidir.

Prometheus miti ve tanrıcılık oynamak

Romanın ilk baskısının alt başlığı Modern Prometheus’tur. Antik anlatıda Prometheus tanrılardan ateşi alıp insanlara verir ve bunun bedelini öder; Shelley bu imgeyi modern bilginin sınırları ve yaratım sorumluluğu üzerine taşır. Victor’ın tutkusu yalnızca doğayı anlamak değildir: O, yaşamı meydana getirerek ölümün düzenini aşmayı ve yeni bir insan türünün kurucusu olmayı hayal eder.

Bu nedenle Victor’ın suçu salt “bilim yapmak” değildir. Araştırma, merak ve keşif kendi başlarına ahlaksız sayılmaz; sorun, deneyin sonuçlarını düşünmeden ve yarattığı varlıkla ilgilenmeden başarıya ulaşmaya çalışmasıdır. Victor, yaratığını yaratırken aile ve toplum içindeki sorumluluklarını da bir kenara iter. Deneyden sonra ise korkusunu gerekçe göstererek bakım görevinden kaçar.

OKU  Hayal ama Gerçek

Mary Shelley’nin romanın nasıl doğduğuna dair kendi anlatısı 1831 baskısının girişinde yer alır. Romantic Circles’ın akademik edisyonunda Shelley, 1816’da Cenevre’deki bir grup içinde hayalet hikâyesi yazma fikri ve gördüğü imgeyi anlatır. Bu sonradan yazılmış köken anlatısı, 1818 roman metninden ayrıdır; yaratığın tarihsel olarak gerçekten yaratıldığına dair belge değildir.

Prometheus bağlantısı Victor’ı her şeyi bilen bir tanrıya dönüştürmez. Onun bilgisi parçalı, yargısı aceleci ve cesareti süreksizdir. Yaratma anına odaklanıp sonrasını düşünmemesi, bilimsel gücün bakım ve hesap verme olmadan ilerlediğinde nasıl yıkıcı olabileceğini gösterir.

Yaratığın konuşmayı ve okumayı öğrenmesi

Yaratık insan topluluğuna birdenbire saldırgan olarak girmez. Önce ormanda hayatta kalmayı öğrenir, sonra De Lacey ailesinin kulübesinin yanındaki küçük bir bölmede saklanarak Felix, Agatha ve yaşlı babalarını izler. Onların emeklerini, sevgilerini ve yoksulluğunu gözlemledikçe dili ve toplumsal ilişkileri anlamaya çalışır.

Safie’nin gelişi ve Felix’in ona Fransızca öğretmesi, yaratığa konuşmayı öğrenmek için bir yol açar. O, sözcükleri anlamanın yanında mülkiyet, aile, sınıf ve tarih kavramlarını da öğrenir. Öğrendikleri, kendisini çevresindeki insanlarla karşılaştırmasını sağlar: Sevilmeye ve kabul edilmeye ihtiyaç duyduğunu kavrar, aynı zamanda görünüşü nedeniyle o imkândan mahrum bırakıldığını düşünür.

Yaratığın bulduğu kitaplar da kendini kurmasına yardım eder. Kayıp Cennet’teki Âdem ve Şeytan’la, Plutarkhos’un tarih anlatılarıyla ve Goethe’nin Werther’inin duygusal dünyasıyla karşılaşır. Bu metinler ona hazır bir “canavar kimliği” vermez; kendi yalnızlığını anlamlandıracağı farklı benzetmeler ve ahlak dilleri sunar. Özellikle Âdem’in yaratıcısıyla ilişkisi, Victor’dan beklediği sorumluluğu düşünmesine yol açar.

Kendi hayatını anlatırken yaratık, iyilik isteği ile intikam arzusu arasındaki dönüşümü de kaydeder. Onun okuma ve konuşma becerisi, kendisini savunmasına olanak verir; fakat akıl sahibi olmak onu zarar vermez hâle getirmez. Roman, eğitim ve kültürün otomatik olarak erdem yaratmadığını, fakat kişinin insanlığını tanımak için gereken kanıtları sunduğunu gösterir.

İnsanların dış görünüş önyargısı

Yaratık De Lacey ailesiyle ilk kez karşılaşmadan önce aylarca onlara yardım eder: yakacak taşır ve evlerinin işlerini kolaylaştırır. Ailenin kör babası konuşmasını dinler ve ona şefkat gösterir; Felix, Agatha ve Safie geri geldiğinde ise görünüşü korku yaratır ve yaratık şiddetle dışarı atılır. Dışlanma, onun niyetini öğrenmeye fırsat tanımadan bedenine göre hüküm verilmesinin sonucudur.

Bu sahne romanın en açık önyargı eleştirilerinden biridir, fakat tüm sorumluluğu topluma yükleyip yaratığın eylemlerini silmez. Victor da onu ilk gördüğü anda kaçmıştır; yaratık ise daha sonra intikam uğruna masum kişileri öldürür. Okur, yaratığın maruz kaldığı haksızlıkla onun başkalarına verdiği zararı aynı anda görebilmelidir.

“Canavar” sözcüğünün kime ait olduğu bu yüzden önem taşır. Victor’ın yarattığı varlığın adı romanda yoktur; ona “yaratık”, “varlık” veya Victor’ın kullandığı aşağılayıcı adlarla seslenilir. Frankenstein ise bilim insanı Victor’ın soyadıdır. Popüler kültürde yaratığa Frankenstein denmesi yaygın olsa da, romanın adlandırma düzeni yaratıcı ile yaratılan arasındaki farkı korur.

OKU  Genç Werther'in Acıları, Goethe

Frankenstein canavarı analizi: Sevgi görmeyen kalbin dönüşümü

Yaratık Victor’dan önce bir aile, bir dil veya ahlaki eğitim almamıştır. Onu terk eden kişi, kendi korkusunu onun ihtiyacının önüne koyar; ardından yaratık insanların yanına yaklaşmaya çalıştığında da görünüşü nedeniyle reddedilir. Roman, yalnızlığın davranış üzerindeki etkisini gösterirken “şefkat görmeyen herkes şiddete yönelir” gibi kesin bir yasa ileri sürmez.

Yaratığın “sefil olmam beni şeytan yaptı” anlamındaki sözü güçlüdür, ama bütünüyle nesnel açıklama sayılmamalıdır. Bu, onun kendi davranışını gerekçelendiren bir anlatısıdır. William’ı öldürmesi ve Justine’in suçlanmasına yol açması, acısının başkalarına yönelmiş somut sonuçlarıdır. Victor’ın sorumluluğu, yaratığın fail olma sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Victor ile yaratık, birbirlerinin aynasına dönüşür. Victor kendisini yalnızca iyilik ve bilim uğruna çalışan biri olarak görmek ister; yaratık ise önce iyi niyetli olduğunu, sonra nefretle değiştiğini anlatır. Her ikisi de kendi eylemlerini karşı tarafın davranışıyla açıklama eğilimindedir. Walton’ın kutuptaki tanıklığı, bu karşılıklı suçlama döngüsüne üçüncü bir bakış ekler.

Yaratığın bir eş istemesi, okuru yaratıcı sorumluluğunun sınırına getirir. Victor’ın onu yalnız bırakmış olması, ikinci bir varlık yaratma talebini otomatik olarak kabul etmesini gerektirmez; fakat verdiği sözden geri dönmesinin yaratıkla ve toplumla ilgili risklerini dürüstçe düşünmesini gerektirir. Victor, yeni bir yaratımın sonuçlarından korkup yarım kalmış bedeni parçalar; kararını açıklayacağı ve sonuçları paylaşacağı bir süreç kurmaz.

Frankenstein bugün: Yaratım, bakım ve sorumluluk

Romanı günümüz biyoteknolojisi, yapay zekâ veya genetik araştırmayla ilişkilendirmek mümkündür; fakat bu, Shelley’nin bugünkü teknolojileri önceden tahmin ettiği anlamına gelmez. Bağlantı, insanın yeni bir güç elde ettiğinde “yapabiliyor muyum?” sorusunun yanına “sonuçlarından kim sorumlu olacak?” sorusunu koymasıdır.

Victor’ın başarısızlığı yalnızca tehlikeli bir keşif yapması değildir; yarattığı varlığı tanımayı ve ona karşı sorumluluk üstlenmeyi reddetmesidir. Güncel araştırma ve teknoloji tartışmalarında da üretici, kurum, kullanıcı ve toplum arasındaki yükümlülükler tek kişiye indirgenemez. Roman bu karmaşık ilişkiyi bir bilim insanı ile terk ettiği yaratık arasındaki dramatik bağ üzerinden görünür kılar.

Mary Shelley’nin eseri, yaratığı masum bir melek veya doğuştan kötücül bir canavar olarak sabitlemez. Ona konuşma, okuma, sevme ve öfkelenme kapasitesi verir; aynı zamanda yaptığı cinayetleri anlatının dışına itmez. Yalnızlığın etkisini ciddiye almak, mağdurların acısını unutmadan mümkün olmalıdır.

Walton, Victor ve yaratığın yalnızlık halkası

Romanın mektup çerçevesi, Victor’ın hikâyesinden önce başka bir hırsı tanıtır. Walton kutup seferinde şöhret ve keşif ister; kız kardeşine mektuplarında, coşkusunu paylaşacak bir dostunun olmadığından yakınır. Bu yakınma, onun buzlar arasında bulduğu Victor’ın hikâyesiyle karşılık bulur: Her iki adam da büyük bir amaca yönelirken yakınlık ihtiyacını ve yol arkadaşlarının güvenliğini ihmal etme riski taşır.

OKU  Peyami Safa Sempozyumu

Yaratığın hikâyesi Victor’ın anlatısının içine yerleştirilmiştir. Walton, Victor’dan duyar; Victor ise yaratığın kendisine söylediklerini aktarır. Bu katmanlar, yaratığın sesini ulaştırırken aynı zamanda okura onun doğrudan, aracısız bir anlatım sunmadığını hatırlatır. Yaratık kendisini savunur; Victor da onu dinlerken kendi korku ve suçluluğunu taşıyabilir.

Walton’ın Victor’a duyduğu hayranlık zaman içinde değişir. Önce onu büyük bir keşfin kahramanı gibi görür; sonra Victor’ın kendi hayatını, gemi tayfasının güvenliğini hiçe sayarak sürdürdüğünü fark eder. Tayfanın eve dönme talebi, bireysel şöhret arzusuyla ortak sorumluluğun çatışmasını görünür kılar. Walton’ın geri dönme kararı, Victor’ın izlediği yolu sürdürmek zorunda olmadığını gösterir.

Yaratığın adı ve insan sayılma mücadelesi

Yaratığın kişisel adının olmaması, onun özne olarak tanınma mücadelesini güçlendirir. Victor’ın soyadı ve aile bağları vardır; yaratık ise başkalarının verdiği “şeytan”, “canavar” veya “yaratık” adlarıyla tanımlanır. Kendisi konuşmaya başladığında, bu adlandırmaları reddedip kendi deneyimini anlatır; okur da onu yalnızca başkalarının korkusundan ibaret görmemeye çağrılır.

Bu durum onu insan bedeninde olduğu için otomatik olarak insan toplumuna kabul ettirmez. Yaratığın duyguları, dili ve başkasının acısını anlama kapasitesi vardır; ama bedeninin görünüşü insanlar için bu özellikleri görünmez kılar. Romandaki kör De Lacey’nin onun sözlerine açık olması, görünüşe dayalı yargıdan önce dinlemenin mümkün olabileceğini gösterir.

Yaratığın insan sayılması talebi, bakım ve karşılıklılık ihtiyacına dayanır. O, Victor’dan yalnızca bir aile kurmasını değil, kendisine verdiği hayatın sonuçlarını tanımasını da ister. Talebin tümüyle karşılanmasının zorunlu olup olmadığı tartışılabilir; ancak Victor’ın bu talebi düşünmeden şiddetle reddetmesi, yaratıcı sorumluluğunu yeniden görünür kılar.

Bilgi birikimi ve bakım sorumluluğu

Victor’ın yalnızlığı, yaratığa göre farklı bir yerden gelir. O, bilimsel başarısını paylaşabileceği birini ararken Walton’ın kendisini takip etmesini ister; fakat kendi deneyinin ardından yarattığı varlığın yanında kalamaz. Bu karşıtlık, yalnız olmanın tek bir nedeni olmadığını gösterir: Bir kişi başkalarından koparılabilir, bir diğeri ise kendi hırsı ve korkusuyla ilişki kurmaktan kaçabilir.

Romanın bilim eleştirisi bu yüzden bilginin kendisini yasaklamaz. MIT Press Scholarship Online’da yayımlanan sorumluluk incelemesi, Victor’ın yaratıcı ve mağdur konumlarının aynı anda düşünülebileceğini tartışır. Bu okuma, onun yalnızca zalim bir bilim insanı ya da yalnızca talihsiz bir kurban olmadığını hatırlatır.

Victor’ın çalışması, ölüm ve yaşam hakkında büyük sorular sormasına imkân verir; ahlaki başarısızlık, yarattığı hayatı gözlemlemek ve korumak yerine ondan kaçmasıyla belirginleşir. Keşfin sonuçlarına dair sorumluluk, deneyin bittiği anda sona ermez.

Sıkça Sorulan Sorular

Frankenstein kitabı ne anlatıyor?

Roman, Victor Frankenstein’ın yaşam yaratma deneyini ve yarattığı varlığı terk etmesinin sonuçlarını anlatır. Bilimsel hırs, bakım sorumluluğu, dış görünüş önyargısı ve yalnızlık temel temalardır.

Frankenstein canavarının adı Frankenstein mı?

Hayır. Frankenstein, yaratığı meydana getiren bilim insanı Victor’ın soyadıdır; yaratığa romanda kişisel bir ad verilmez.

Yaratık neden canavara dönüşüyor?

Yaratık başlangıçta insanlarla bağ kurmak ve öğrenmek ister, fakat Victor ve diğer insanlar tarafından görünüşü nedeniyle reddedilir. Bu dışlanma onun intikamını açıklar, ancak işlediği cinayetleri haklı çıkarmaz.

Frankenstein’ın Prometheus’la bağlantısı nedir?

Romanın alt başlığı Modern Prometheus’tur ve Victor’ın yaşam yaratma arzusunu mitolojik ateş hırsıyla ilişkilendirir. Bağlantı, bilimsel gücün sınırları ve yaratıcı sorumluluğu üzerine bir yorum alanı açar.

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Son Yazılar