Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme, Tokat yöresiyle kayıtlı, sevgiliden ayrılmayı bahçe ve kuş imgeleriyle anlatan bir türküdür. İlk sesleniş, acısını anlatan kişinin başkalarından kendisini zorlamamalarını istemesiyle başlar. Yayımlanmış künyede kaynak kişi Abbas Öz, derleyen ve notaya alan Mehmet Erenler’dir; belirli bir çiftin yaşamını doğrulayan doğuş hikâyesi burada saptanmış değildir.
Türkünün konuşanı, duygusunu açıklamadan önce çevresiyle arasına bir sınır koyar. Sonra bu sınırın gerisinden konuşmaya devam eder. Bu hareket ilgi çekicidir: yaklaşılmasını istemeyen kişi aynı zamanda duyulmak ister. İncelemenin merkezindeki gerilim, susma ihtiyacıyla acıyı anlatma isteğinin birlikte bulunmasıdır.
Gamlı Yaslı Gönlüme türküsünün kaynak kaydı
Yayımlanmış nota ve künye aktarımında eser 3926 repertuvar numarasıyla, Tokat yöresi ve Abbas Öz kaynak bilgisiyle yer alır. Mehmet Erenler hem derleyen hem notaya alan olarak yazılmıştır. Bu alanlar, birbiriyle ilişkili fakat farklı emekleri gösterir; kaynak kişiyi otomatik olarak kesin şair ilan etmez.
Bir türküyü aktaran kişinin adıyla, sözcükleri ilk kez söyleyen kişinin adı her zaman aynı kesinlikle bilinmez. Kayıt, belirli bir aktarım anını görünür kılar. Daha önceki dolaşımın bütün aşamalarını açıklaması gerekmez. Bu nedenle eseri kime ait diye araştırırken önce hangi rolün sorulduğunu belirlemek yararlıdır.
Necdet Kurt’un Tokat türkülerini sınıflandıran bildirisinde, Mehmet Erenler’le yapılan görüşmeden de söz edilir. Burada Abbas Öz’le aile bağı ve ailedeki Erzurum’dan Tokat’a göç bilgisi aktarılır. Bu ayrıntı, kültürel dolaşımın idari sınırlarla birebir örtüşmeyebileceğini düşündürür; kesin yaratılış yerini tek başına belirlemez.
Değmen ve deymen biçimleri
Türkünün adı kaynaklarda farklı yazımlarla karşımıza çıkabilir. Bu tür farklılıklarda hemen ayrı bir eser bulunduğunu düşünmek gerekmez. Başlık, kaynak kişi ve ilgili sözler birlikte karşılaştırılabilir. Aynı şekilde tek bir yazımın yaygınlığı da bütün icraların kelimesi kelimesine aynı olduğunu göstermez.
Bir türküyü tanımak, yalnız en çok görülen başlığı ezberlemek değildir. Hangi metnin hangi aktarımda bulunduğunu bilmek, duyulan farklılıkları anlamlı kılar. Bazen değişen bir kuş adı veya başka bir aşk kahramanı, dinleyicinin eseri başka bir yönden duymasını sağlar. Fark, her durumda dikkatsizlik ya da bozulma sayılmamalıdır.
Gam ve keder: İlk sesleniş ne istiyor?
Girişteki dokunmama isteğini yalnız bedensel temas olarak okumak zorunda değiliz. Soru sorulmaması, yaranın yeniden açılmaması veya kişinin hemen toparlanmaya zorlanmaması da düşünülebilir. Sesleniş, acının sahibinin kendi zamanını koruma ihtiyacını duyurur. Başkasının iyi niyetli yaklaşımı bile bazen bu zamana müdahale gibi hissedilebilir.
Gam ile yasın yan yana gelişi de duyguyu tek bir kelimeye bırakmaz. Bir yanda insanın içine çöken keder, öte yanda bir kayba bağlanan ağırlaşma düşünülebilir. Türkü, bunları ayrı ayrı tanımlamak yerine birlikte söyleyerek yükü artırır. Kelimelerin yan yana durması, açıklamadan önce bir ağırlık hissettirir.
Gönül neden doğrudan konuşan kişi değil?
Konuşan, kendi gönlünü kendisinden ayrı bir varlıkmış gibi de düşünebilir. Bu, duygusuna hem yakın hem biraz dışarıdan bakabilmesine izin verir. Kendisi adına konuşurken içindeki kırılgan yere dikkat çeker. Acı, yalnız kişinin anlattığı bir olay değil, korunması gereken bir iç alan hâline gelir.
Bu söyleyiş, başkasını tümüyle dışlamaz. Bir sınır bildirerek nasıl yaklaşılması gerektiğini de duyurabilir. Dinleyiciye düşen, hemen bir çözüm veya teselli getirmek yerine söylenenin ağırlığını fark etmek olabilir. Metin, yakınlığı bazen müdahale etmemekte arayan bir okuma sunar.
Bahçıvandan ayrılan kişiye: Bahçenin değişen anlamı
“Evvel bağban idim”
Söz aktarımındaki bu üç kelime, yalnız geçmiş bir mutluluğu değil geçmişteki bir rolü de hatırlatır. Bağban, bahçıvandır: büyümeye, bakıma ve sürekliliğe katılan kişidir. Anlatıcı kendisini yalnız bahçeyi seyreden biri olarak kurmaz. O hayatın içinde işi ve yeri olan biriyken ayrılmıştır.
Bu ayrım, kaybın boyutunu değiştirir. İnsan bir ilişkiden ayrıldığında yalnız sevdiği kişiyi değil, o ilişkinin içindeki kendi hâlini de yitirebilir. Gününün nasıl geçtiği, neyi beklediği ve neye emek verdiği değişir. Bahçe imgesi, bu ortak hayatı tek bir mekânda düşünmeye imkân verir.
Bakımla talan arasındaki karşıtlık
Bahçıvanın yaptığı iş zamana yayılır. Bir şeyin büyümesini beklemek, tekrar tekrar ilgilenmek ve emeğin karşılığını hemen alamamak bu görüntünün içindedir. Talan ise kurulan düzeni kısa sürede dağıtan bir hareket düşündürür. Metindeki gerilim, yavaşça kurulabilen şeyin hızla kaybedilebilmesinde belirginleşir.
Bu karşıtlıkta ayrılık, yalnız iki kişinin başka yönlere gitmesi değildir. Bir emek alanının bozulması gibi de duyulabilir. Anlatıcının kederi, geçmişteki değerin fark edilmediğini düşündüren bir ses kazanır. Bunun belirli bir kişinin tarihsel suçu olduğu sonucu çıkarılamaz; sözün yarattığı yıkım duygusu incelenmektedir.
Ayva ve nar neyi somutlaştırıyor?
Bahçedeki meyveler, kaybı belirsiz bir boşluk olmaktan çıkarır. Kokusu, rengi veya olgunlaşması düşünülebilen şeyler vardır. Ayrılan kişi yalnız soyut bir mutluluğu anmaz; duyularla ilişki kurulabilecek bir dünyadan uzaklaşmıştır. Dinleyici bu nesneler üzerinden geçmişin canlılığını hissedebilir.
Meyvenin yetişmesiyle ilişkinin sürmesi arasında da bir yakınlık kurulabilir. Bir sonuca ulaşmak için korunmuş, beklenmiş ve emek verilmiş bir süreç vardır. Ayrılık, bu sürecin devamına katılamamak demektir. Anlatıcı için kayıp, yalnız eldeki şeyin alınması değil, gelecekte olabileceklerin dışında kalmaktır.
Gamlı Yaslı Gönlüme sözlerinde kuşların yeri
Söz aktarımında gökte dönen kuşla viran yere konan baykuş karşı karşıya gelir. Hareketin yönü önemlidir: önce geniş bir alan, ardından daralmış veya terk edilmiş bir yer düşünülür. Aynı kişi bu iki görüntünün içinden geçer. Ayrılık, bulunduğu çevre kadar kendi hareket alanını da değiştirmiş görünür.
Kuşun uçabilmesi her zaman özgürlük anlamına gelmek zorunda değildir. Dönmek, bir yere varamama duygusunu da taşıyabilir. Buna karşılık konmak da her zaman güvenli bir yuvaya ulaşmak değildir. Viran bir yerde durmak, hareket bittiğinde huzurun başlamadığını düşündürür; metin, uçuşla dinlenmeyi kolay bir karşıtlığa kapatmaz.
Baykuşu uğursuzluğun kanıtı saymamak
Burada baykuşun edebî görüntüdeki işleviyle gerçek hayvanın özelliği ayrılmalıdır. Kuşun terk edilmiş yerle birlikte düşünülmesi, anlatıcının yalnızlığını anlatır. Bu, gerçek bir kuşun felaket getirdiğini göstermez. İmgeyi dinlemek için doğaya yanlış bir neden-sonuç ilişkisi yüklemek gerekmez.
Viranlık da yalnız binanın yıkık oluşuyla açıklanmayabilir. İçinde hayatın, sesin veya karşılıklı ilginin azaldığı bir çevre düşünülebilir. Böylece bahçe ile viran yer arasında bir karşıtlık kurulur. Bakım gören dünya geride kalmış, anlatıcının şimdiki konumu başka bir görünüm almıştır.
Mecnun, Ferhat ve Şirin: Kendi acısına eski bir dil bulmak
Aktarılan söz biçimlerinde aşk hikâyelerinin tanınmış adları anılır. TDV’nin Ferhad ve Şirin maddesi, bu anlatının mesneviyle halk hikâyesi ve sahne geleneklerindeki dolaşımını gösterir. Türküde böyle bir adı duymak, uzun bir hikâyeyi yeniden anlatmadan onun sevda ve ayrılık çağrışımlarını açabilir.
Konuşan kişi, kendi başına geleni yalnız kendisine özgü sözcüklerle kurmak zorunda kalmaz. Önceden duyulmuş hikâyeler ona bir karşılık verir. Dinleyici de bu adları tanıyorsa benzer bir duygu alanına daha hızlı girebilir. Kişisel acı, ortak kültürel hafızanın içinden seslenir.
Aynı hikâye, aynı kişi demek değildir
Bir anlatıcının kendisini eski bir aşk kahramanıyla karşılaştırması, kendi yaşamının onun olay sırasını tekrarladığı anlamına gelmez. Bu, duygunun büyüklüğünü duyurmanın bir yoludur. Bir dağın, çölün veya sevgiliden uzaklığın çağrışımı anlatıma katılabilir. Benzetme, kişi için yeni bir nüfus kaydı oluşturmaz.
Bu adların farklı icralarda yer değiştirebilmesi de dikkate değerdir. Ayrıntılar değişirken büyük ayrılık alanı korunabilir. Dinleyici yalnız bir doğru ad aramak yerine, seçilen adın hangi görüntüyü güçlendirdiğine bakabilir. Böylece varyantlar, yalnız metin farkı olarak değil farklı duygu vurguları olarak da incelenir.
Tokat ağıtları içinde yöre ve tür meselesi
Tokat kaydı, eserin yöresel dolaşımına ilişkin bir bilgidir. Bunu doğrudan Zile’deki belirli bir ev veya olayla eşitlemek için ek kanıt gerekir. Aynı şekilde sözlerin çok hüzünlü olması, belirli bir ölümün ardından yakıldığını kendiliğinden göstermez. Ayrılık yakınmasıyla tarihsel bir ağıt olayı ayrı sorulardır.
Türkünün ağıtsı etkisinden söz etmekse mümkündür. Bir insanın artık geri dönmeyen hayatını anması, kendini yalnız hissetmesi ve kaybı tekrar tekrar duyurması böyle bir etki oluşturabilir. Burada tür adını kesinleştirmekten çok söyleyişin işlevi düşünülür. Acı, kendisine dinleyici arayan bir ses hâline gelir.
Türkü hikâyesi arayan okur için
Her güçlü türkünün arkasında adları, günü ve son konuşması belli bir çift bulmak zorunda değiliz. Bazı eserlerde eldeki somut bilgiler kaynak kişi ve derleme kayıtlarıdır. Bunların yanına hayalî bir kavuşamama olayı eklemek, sözü daha doğru açıklamaz. Metnin kendi kurduğu hikâye de ayrıntılı biçimde okunabilir.
Buradaki hikâye, geçmişte bir bağın içinde olan kişinin şimdi ondan ayrılmış olmasıdır. Bahçeden viran yere, bakım veren rolden kaybını anlatan kişiye uzanan bir değişim vardır. Bu değişim, dinleyicinin acının boyutunu düşünmesine yeterli bir zemin sağlar. Bilinmeyen hayat ayrıntıları olmadan da eserin iç hareketi izlenebilir.
Edip Akbayram yorumu ve bugünkü dinleyici
Coşkun Plak’ın Edip Akbayram kaydına ait açıklaması, yorumcuları ve çalgı kadrosunu ayrı alanlarda verir; düzenlemeyi Vecdi Ören adıyla belirtir. Böyle bir künye, türkünün farklı müzik ortamlarına nasıl taşındığını araştırmaya yardımcı olur. Yorumun adı, eski kaynak kaydının yerine geçmez.
Başka bir ses ve düzenleme, dinleyicinin tanıdığı sözlere yeniden yaklaşmasını sağlayabilir. Bunun için her yorumun aynı duyguyu aynı biçimde vermesi gerekmez. Birinde belirginleşen söz, diğerinde farklı bir ilişki içinde duyulabilir. Karşılaştırma yaparken hangi kaydın dinlendiğini bilmek, genel hükümlerden daha açıklayıcıdır.
Türkü bugün, yas tutan veya ayrılık yaşayan bir kişiye nasıl yaklaşılabileceğini de düşündürebilir. Hemen iyi hissettirmeye çalışmak her zaman tek seçenek değildir. Bazen kişinin kendi sözünü ve zamanını korumasına yer bırakmak gerekir. Metindeki ilk sesleniş, bu dikkat biçimini edebî düzeyde hatırlatır.
Sıkça Sorulan Sorular
Değmen Benim Gamlı Yaslı Gönlüme hangi yöreye ait?
İncelenen künye eseri Tokat yöresiyle kaydeder. Bu bilgi, belirli bir Zile olayının doğrulandığı anlamına gelmez.
Türkünün kaynak kişisi ve derleyeni kim?
Kaynak kişi Abbas Öz, derleyen ve notaya alan Mehmet Erenler olarak belirtilir. Bu roller, kesin söz yazarlığı veya bestecilikle otomatik olarak eşitlenmemelidir.
Türkü ne anlatıyor?
Sevgiliden ayrılmanın kişiyi ve onun geçmişteki hayatını nasıl değiştirdiğini anlatır. Bahçıvan, meyve, kuş ve viran yer görüntüleri bu kaybın farklı yönlerini düşünmeye açılır.