Kiziroğlu Mustafa Bey: Köroğlu’nun Rakibinden Dostuna

☕ 12 dk okuma

Kiziroğlu Mustafa Bey, Köroğlu anlatılarında kimi zaman rakip, kimi zaman dost veya akraba rolünde görülen bir destan kahramanıdır. Türküyle tanınan karşılaşmanın önemli düğümü, Köroğlu’nun kendisinden güçlü bulduğu kişiyi övebilmesidir. Bu anlatıyı tek bir tarihsel kavganın tutanağı olarak okumak yerine, değişik kolları bulunan sözlü gelenek içinde değerlendirmek gerekir.

Kahramanlık hikâyelerinde kazananın adı kolay hatırlanır. Buradaysa yenilen kişinin nasıl konuştuğu da belirleyicidir. Köroğlu, rakibini küçülterek kendi itibarını kurtarmaya çalışmadığında başka bir güç gösterir. Hikâyenin ilgi çekici sorusu, kimin daha kuvvetli olduğundan sonra gelir: İnsan, üstünlüğünü gördüğü rakibine hakkını teslim edebilir mi?

Kiziroğlu Mustafa Bey kimdir: Tek anlatıya sığmayan kahraman

Fazıl Özdamar’ın Anadolu ve İran Türkleri anlatmalarını karşılaştıran araştırması, Mustafa Bey’in adı ve rolündeki farklılıkları inceler. Kahraman bazı metinlerde Kiziroğlu, bazılarında Mısıroğlu gibi adlarla anılır. Köroğlu’yla ilişkisi de her anlatıda aynı değildir. Bu nedenle bir varyantın bütün ayrıntılarını destanın değişmez özeti sayamayız.

Varyant, bir hikâyenin mutlaka yanlış anlatılmış biçimi demek değildir. Anlatıcılar farklı dinleyicilere seslenirken kişileri, olayların sırasını veya mücadelelerin nedenlerini değiştirebilir. Bir destan kahramanı bu aktarım içinde yeni ilişkiler kazanabilir. Aynı adın çevresinde birden fazla öykü bulunması, sözlü geleneğin yaşayan yapısının bir parçasıdır.

Bu hareketli yapı, Kiziroğlu’nu yalnız Köroğlu’nun karşısına çıkarılmış geçici bir engel olmaktan çıkarır. Bazı anlatılarda bir başka kahramanın davranışını sınar, bazılarında kendisi düşüncesini değiştirir. Böylece rakip, olay örgüsünde yalnız yenilecek kişi değildir. Hikâyenin değerlerini görünür kılan bir karşılaşmanın tarafıdır.

Destan kişisi ile tarihsel kişi arasındaki mesafe

TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Köroğlu maddesi, tarihî kaynaklarla halk anlatılarını birlikte değerlendirir; Tebrizli Arakel’in Köroğlu ile Kiziroğlu Mustafa Bey’in dostluğundan söz ettiğini de belirtir. Bu tarihsel iz önemlidir. Ancak bütün türkü dizelerinin veya destandaki her konuşmanın aynı olayın doğrudan kaydı olduğunu göstermez.

Bir adın tarihî metinde bulunmasıyla o ad etrafında anlatılan bütün maceraların doğrulanması farklı şeylerdir. Destan, gerçek kişilerin adlarını korurken onların çevresindeki olayları dönüştürebilir. Anlatıdaki olağanüstü başarılar veya kusursuz karşılaşmalar ayrıca değerlendirilmelidir. Tarihsel iz, edebî metnin bütün boşluklarını kendiliğinden doldurmaz.

OKU  Mi?

Kars ve Kafkas anlatı çevresi

Gökhan Kalmış’ın Kuzeydoğu Anadolu’daki Köroğlu kaleleri araştırması, destanın coğrafi adlar üzerindeki izlerini ele alır. Kars’ın Susuz ilçesindeki Kiziroğlu köyünden de söz eder; kahramanın burada yaşadığı bilgisini rivayet olarak aktarır. Köyün varlığıyla destandaki kişinin ikametinin belgelenmesi aynı kesinlikte bilgiler değildir.

Bir köyün veya kalenin kahramanın adıyla anılması, anlatının yerel hafızadaki gücünü gösterir. İnsanlar çevrelerini yalnız fiziki özellikleriyle tanımaz; geçmişten dinledikleri hikâyeler de mekânlara anlam verir. Bir tepeye bakınca mücadeleyi, bir yola bakınca dönüşü hatırlayabilirler. Coğrafya, bu yolla hikâyenin yeniden anlatıldığı bir alana dönüşür.

Kars ve Kafkas çevresiyle kurulan bağı anlamak için bu hafıza ilişkisi verimlidir. Ancak aynı kahraman farklı bölgelerde anlatılıyorsa, bütün yerleri birbirine rakip doğum belgeleri gibi sıralamak gerekmez. Yerel sahiplenme, kültürel aktarım hakkında bilgi verir. Kahramanın tek ve kesin yaşam güzergâhını kurmak ise başka tür kanıtlar ister.

Çamlıbel neyi temsil eder?

Köroğlu hikâyelerinde Çamlıbel, yalnız bir konaklama noktası olarak düşünülmez. Kahramanın arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı düzenin ve itibar çevresinin merkezidir. Dışarıdaki bir rakiple karşılaşmanın haberi buraya taşındığında, mücadele yalnız iki kişi arasında kalmaz. Başkalarının gözünde kahramanın kim olduğu da yeniden konuşulur.

Bu nedenle dışarıda yaşanan yenilgiyle içeride anlatılan yenilgi aynı sahne değildir. Meydandaki güç sınamasından sonra sözün sınaması başlar. Kişi olanı nasıl aktaracaktır, hangi ayrıntıyı saklayacaktır, kimin hakkını koruyacaktır? Türkünün destan içindeki anlamı, bu ikinci karşılaşma düşünüldüğünde daha açık görülür.

Köroğlu Kiziroğlu kavgası: Yenilgiden sonra gelen sınav

Özdamar’ın tam metinde karşılaştırdığı anlatmalarda, mücadele sonrasında Köroğlu’nun Nigâr’a rakibinin yiğitliğini anlatması öne çıkar. Bazı örneklerde Kiziroğlu bu konuşmayı işitir ve düşmanlığını sürdürmekten vazgeçer. Olayın ayrıntıları değişse de üstünlüğü kabul eden sözün ilişkiyi değiştirmesi belirgin bir düğümdür.

Bu sahnede Köroğlu’nun yapabileceği kolay şey, yenilgisini bir bahaneyle gizlemektir. Kendi çevresinin ona duyduğu hayranlık, böyle bir anlatıyı dinlemeye hazır olabilir. Fakat rakibin hakkını söylemesi, beklenen övgünün yönünü değiştirir. Kendi ününü büyütmesi beklenen kişi, sözü başka birinin değerini tanımak için kullanır.

Dinleyen rakibin konumu

Kiziroğlu’nun söylenenleri duyması, övgünün yalnız yüz yüze bir nezaket sözü olup olmadığını sınama imkânı verir. İnsan, karşısındaki kişiye onu yatıştırmak için de iyi sözler söyleyebilir. Aynı sözün onun bulunmadığı sanılan yerde söylenmesi başka ağırlık taşır. Kahramanın davranışıyla dili arasındaki ilişki bu yolla görünür olur.

OKU  İnsanın Demlenmesi

Rakibin düşüncesinin değişmesi de önemlidir. Güçlü kişi, karşısındakinin yenilgisini son kez göstermek yerine yeni bir ilişki kurabilir. Böylece hikâye, çatışmayı ancak taraflardan biri yok olduğunda bitecek bir durum olarak sunmaz. Başkasının mertliğini fark etmek, mücadeleden farklı bir sonuca ulaşmayı mümkün kılar.

Bu açıdan anlatının iki tarafı da bir sınavdan geçer. Biri üstünlüğü kabul edebilir, diğeri üstünlüğünü sürekli cezalandırma hakkına çevirmeyebilir. Ortaya çıkan dostluk, yalnız eşit güçlerin anlaşması değildir. Birbirinin davranışını değerlendirebilen kişilerin eski konumlarını değiştirmesidir.

Kırat ile Alapaça mücadelesi

Karşılaştırılan metinlerde Kiziroğlu’nun Alapaça adlı atı, Köroğlu’nun Kırat’ının karşısında anılır. Atlar, kahramanların hareket alanını ve mücadeledeki gücünü belirginleştirir. İsimlerinin ayrı ayrı hatırlanması da bunu gösterir. Hikâyeyi yalnız iki insanın bilek gücüyle açıklamak, anlatıdaki bu ortaklığı eksik bırakır.

At, burada yalnız binilip terk edilen bir araç gibi okunmaz. Kahramanın kaçabilmesi, yetişebilmesi veya meydanda kalabilmesi onunla ilişkilidir. Güç, insanın bedeninin dışına uzanır. İnsanla hayvanın birlikte oluşturduğu hareket, mücadeleyi büyütür; destandaki at adlarının hatırlanması, bu ilişkinin hikâyenin merkezinde olduğunu düşündürür.

Güvenilen üstünlüğün sınırı

Köroğlu’yla birlikte düşünülen güçlü bir atın karşısına başka bir atın çıkması, yerleşmiş üstünlük beklentisini bozar. Dinleyici, alıştığı kahramanın her koşulda çıkış bulacağını varsayabilir. Yeni rakip bu güveni sınar. Hikâye, tanıdık olanın da bir sınırı bulunduğunu göstererek merakı canlı tutar.

Bu karşılaşma yalnız daha iyi bir ata sahip olma meselesi olarak okunmamalıdır. Kahramanın kendisine güvendiği alanlarda da başka bir güçle karşılaşabilmesi önemlidir. Sınırını görmek, onun hikâyesini bitirmez. Ardından nasıl davrandığı, yeni bir karakter derinliği oluşturur; yenilgi, anlatıdan çıkarılacak bir kusur olmaktan uzaklaşır.

Mertlik ve adalet: Başkasının hakkını söylemek

Bu anlatıda mertlik, yalnız cesurca saldırmakla açıklanamaz. Gerçeği kendi itibarına zarar verebileceği anda da söylemek, başka bir cesaret türüdür. Köroğlu’nun değerini koruyan şey, hiçbir zaman yenilmemiş olması değil, rakibini değerlendirirken kendisini tek ölçü yapmamasıdır. Övgü, bu bakımdan bir hakkı teslim etme davranışına dönüşür.

Adaletle ilişki de buradan kurulabilir. Burada mahkeme veya yazılı bir hüküm bulunmaz; kişinin kendi lehine olmayan gerçeği kabul edebilmesi vardır. Başkasının gücünü adlandırmak, onu yalnız engel veya düşman olarak görmeyi aşar. Anlatının etik tarafı, bu tanıma eyleminde aranabilir.

Nigâr’ın yanında konuşmanın ağırlığı

Övgünün yakın bir kişinin önünde yapılması, kahramanın kendini koruma isteğini daha görünür kılar. İnsan, kendisine güvenenlerin bakışında eksilmekten çekinebilir. Buna rağmen kendi başına geleni değiştirmeden anlatmak, toplumsal itibarla doğruluk arasındaki gerilimi açar. Sahnenin etkisi, yalnız ne söylendiğinde değil kimin yanında söylendiğinde de bulunur.

OKU  ÇELİŞKİLİ BİR VARLIK; İNSAN

Yakın çevrenin beklentisi her zaman doğruyu söylemeyi kolaylaştırmaz. Bazen güçlü görünme baskısını artırabilir. Hikâye bu baskıyı aşabilen bir kişiyi düşünmemize izin verir. Böylece yiğitlik, kişinin sevdiklerine kendisini kusursuz gösterme çabasından farklı bir yerde tanımlanır: kendisi hakkında hoş olmayan bir gerçeği de taşıyabilmekte.

Kiziroğlu Mustafa Bey kime ait: Türkü ve kayıt künyesi

“Keşke onunla kardeş olaydım”

Coşkun Plak’ın yayımladığı kaydın açıklamasında bulunan bu kısa söz, rakiple ilişkinin başka bir ihtimale açılmasını duyurur. Aynı açıklama, 1970 olarak sunulan Murat Çobanoğlu kaydında söz ve müzik alanlarını Çobanoğlu adıyla verir. Bu, belirli yayının künyesidir; destanın bütün geçmişinin o tarihte başladığı anlamına gelmez.

Türkü söylenirken uzun hikâyenin tamamı yeniden anlatılmayabilir. Buna rağmen bir atın adı, bir kahramanın üstünlüğü veya kardeşlik isteği, daha geniş anlatıyı çağırabilir. Dinleyici destanı biliyorsa bu kısa işaretleri tamamlar. Bilmiyorsa bile övgünün yöneldiği kişiyi ve ona yaklaşma isteğini duyabilir.

Kardeşlik isteği, karşıdaki kişinin değerini yalnız uzaktan kabul etmekle yetinmez. Onunla aynı tarafta bulunma arzusunu da içerir. Rakibin adı bu yüzden bir tehdit olarak başlayıp bir yakınlık imkânına dönüşebilir. Türkünün tekrarları, aynı ismi her dönüşte yeniden merkeze getirerek bu değeri dinleyicinin belleğinde tutar.

Modern yorumlar: Murat Çobanoğlu ve Ayna

Ayna’nın Kiziroğlu kaydı, Dön Bak Aynaya albümü içinde 1998 tarihiyle listelenir. Böylece destan çevresindeki türkü, farklı bir topluluğun kayıt repertuvarında da izlenebilir. Aynı adın farklı icracılarda bulunması, yorumcuyla anlatı kahramanını veya kayıt künyesiyle destan sahipliğini karıştırmayı gerektirmez.

Yeni bir yorum, dinleyicinin esere ilk kez yaklaşacağı kapı olabilir. Sonra eski kayda, oradan hikâyeye dönülebilir. Bu hareket, sözlü geleneği yalnız geçmişte kalmış bir malzeme olarak görmemeyi sağlar. Eser, farklı ortamlarda yeniden söylenirken dinleyicinin soruları da değişir.

Bugün bu hikâyeyi dinlerken rakibi takdir etmenin ne kadar zor olabildiğini düşünmek mümkündür. Yarışmanın sonucu açıklandığında, tartışmada başka birinin haklılığı görüldüğünde veya kendi başarısızlığımızı anlatırken benzer bir sınav yaşanabilir. Destan bu durumlara hazır bir davranış listesi vermez. Fakat kendini büyütmeden de değerli kalabilen bir insanı hayal etmeye alan açar.

Sıkça Sorulan Sorular

Kiziroğlu Mustafa Bey gerçekten yaşamış mı?

Tarihî kaynaklarda adına ilişkin izler bulunur; ancak destandaki bütün olaylar bu yolla doğrulanmış sayılmaz. Tarihsel kişiyle sözlü gelenekte biçimlenen kahramanı ayırmak gerekir.

Köroğlu ile Kiziroğlu neden dost oluyor?

Burada incelenen anlatı örneklerinde Köroğlu’nun rakibinin yiğitliğini kabul etmesi ilişkiyi değiştirir. Ayrıntılar varyantlara göre değiştiği için bu düğüm tek bir değişmez olay sırası gibi sunulmamalıdır.

Kiziroğlu türküsünü kim söylüyor?

Murat Çobanoğlu’nun Coşkun Plak kaydı ile Ayna’nın 1998 tarihli albüm kaydı doğrulanabilen örneklerdir. Bir eseri seslendiren kişi, destandaki kahramanın veya bütün anlatı geleneğinin yazarıyla aynı şey değildir.

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Bir yorum girin
Adınız

- Advertisement -spot_img

Son Yazılar