Tutku Dolu Bir Hikaye: Kader

Yönetmenliğini Zeki Demirkubuz’un yaptığı Kader (2006) filmi , yönetmenin başka bir filmi olan Masumiyet’in (1997) başlangıcı niteliğindedir. Masumiyet filmi her ne kadar daha önce çekilmiş olsa da kronolojik sırada Kader’den sonra gelmektedir.

Kaderin temelinde tutku var. Bekir’in Uğur’a, Uğur’un da Zagor’a duyduğu bu tutku sınırlarını aşıp sapıkça kimi zaman da hayvani bir tutkuya dönüşmektedir. Kendi halinde otoriter bir ailenin tek erkek çocuğu olan Bekir uysal ve hayattan herhangi bir beklentisi olmayan bir delikanlıyken hayatı Uğur’un, bir gün kendi işlettiği mobilya dükkanına gelmesiyle değişir. Varoluşsal bir boşlukta olan Bekir Uğura öyle donuk gözlerle bakar ki ağzından sözcükler zor dökülür. Bekir’in yaşamı o ana dek her günü öteki günün tekrarı şeklinde geçmektedir.. Bekir kişilik bunalımında olan bir gençtir. Bekir’in dünyasını değiştiren bir fotoğraf mı yoksa bastırılmış duygularının dışa vurması mıdır?

Uğur: Bekir ne istiyorsun? Gerçekten ne istiyorsun Bekir? Bu iş nereye gidecek böyle?Bekir: Nereye giderse!Uğur: Ne demek nereye giderse!Bekir: Öyle işte, olmuyor sensiz!

Uğur baskıcı olmayan bir aileden yetişmenin verdiği bir rahatlıkla oruspuluğa uzanan bir yaşam sürmektedir. Zagora olan tutkusu onu Zagor’un peşinden memleket memleket, pavyon pavyon dolaştırmıştır. Zagor, Uğur için bir sembol adeta bir kahraman. Sınırlı iletişimleri olmasına rağmen birbirinden kopmayan bu ikili yelkeni yırtılmış bir gemi gibi oradan oraya sürüklenmktedir. Uğur’un Zagor için yapmayacağı hiçbir şey yoktur. Zagor onun için bir ilah niteliğindedir.

Bekir: Herkesin inandığı bir şey vardır bu a* koduğumun hayatında. Benim kisi de sensin. Ne yapayım…”

Bireyin yaşamında dönüm noktaları vardır. Bekir için bu nokta Uğur’un o mobilyacı dükkanına gelip Bekir’e başka bir yaşamında var olabileceğini göstermesiyle başladı. Bu nasıl bir tutkudur ki sevdiğin kadına, kadının sevdiği erkek için yardım etmek. Kaç yürek dayanır buna? Bekir’in kaç kez onuru kırıldı kaç kez erkekliği ayaklar altına alında ama o sevdasından vazgeçmedi. Bekir bize sevginin ve tutkunun dirayetini gösterdi.

Bekir: Geçen gece çocuk hastalandı. İlacı bitmiş almak için dışarı çıktım. Sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyorum. Birden durup dururken içim cız etti. Bir baktım gene aynı karın ağrısı. Öyle özlemişim ki seni. Dönerken bir meyhane gördüm, bir içeri girdiğimi hatırlıyorum bir de rakıya yumulduğumu. Arkasından en az dört cigaralık. Sonra gözümü bi açtım karşıdan karlı dağlar geçiyo. Bir daha açtım başımda bir çocuk, kalk abi diyor Kars’a geldik. Otobüsten indim yürümeye başladım. Dedim Allahım neredeyim ben, burası neresi? Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm, dedim Bekir bu kapı ahiret kapısı, burası sırat köprüsü. Bu seferde geçersen bir daha geri dönemezsin, iyi düşün. Ama olmadı, dönemedim. Sonra bak oğlum dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. İsyan etmenin faydası yok kaderin böyle. Yol belli, ey başını usul usul yürü şimdi!

Peki ya Uğur onu Zagor’a olan sadakatinden dolayı takdir mi edeceğiz yoksa Bekir’in sevgisine karşılık vermediği için kötü sözler mi yakıştıracağız. Uğur, Bekir’in sevgisine karşılık verseydi kendisine ve Zagor’a ihanet etmiş olmaz mıydı? İhanet en kötü virüstür insan ruhu için, bir kere içinize nüfus etmeye dursun devamı gelir sizi ele geçirir içten içe çürütür sizi.Uğur kendisine kötülük ettiğini bile bile bu yoldan dönmez. İnsan bile bile kendisine ne için kötülük eder? Bunun cevabı çok basit Uğur’un içinde Zagor’a beslemiş olduğu sapıklık derecesine varan tutkusu buna neden olmaktadır.

Bekir: Nasılsın Şükran teyze?
Şükran: İyiyim Bekir.
Bekir: İyi iyi. İyi olmayıp da ne yapacağız. İyi olacağız be iyi

Bekir karısını ve küçük çocuğunu bırakıp Uğur’un her peşinden gidişinde geriye hiç bakmaz onun kafasında Uğur’dan başka hiçbir şey yoktur. Uğur için vurulmayı ve akıl hastanesinde yatmayı göze alacak kadar tutkuludur.
Uğur ve Bekir’in varoş bir kenar mahallesinde başlayıp ucuz otel odalarından ve en son olarak Kars’ta yıkık bir gecekondu da süregelen yaşamları iki karakterin tutkuları uğruna yaşamlarını bir kenara attıklarını gözler önüne seriyor.
Bekir’in Uğur’a karşı duyduğu bu aşk platonik olmasaydı belki de bu denli bir tutku olmazdı aralarında. İnsan ulaşamadığı şeyi daha çok arzular, arzuladığı şeyi de ele geçirip hevesini aldıktan sonra da bir kenara bırakır. İnsan doyumsuz bir hayvandır yenisini daha güzelini arar.

“Kimse seni sevmeyecek benim kadar, bu bir gerçek
İster kul ol ister köle, tüm aşklar bir gün bitecek..”


Zeki Demirkubuz’un da dediği gibi Uğur’la Bekir birbirlerini sevseydi ne güzel olurdu. Uğur Bekir’i sevseydi Kader, Kader olmazdı. Bazı şeyler olmamasıyla güzeldir. Bizler Bekir’i sevdasının peşinden koşan, Uğur’dan başka gidecek yolu olmayan Bekir olarak sevdik. Bizler Bekir’in yaptığını yapamayanlarız.

Aykut Özavinç
1997 yılında doğdum. Üniversite öğrencisiyim.