Yumuşak Gerçeklik

Mersin, 14 Kasım 2000, Salı

“… Adım Umut Eskici. Müzisyenim ben. Sabit bir mekanda değilim, ama Marina’daki tüm mekanlarda çalıyorum. Müşterinin de çeşidine göre repertuvarım var hani. Kendimi geçindiriyorum diyelim…

Damla’yı ilk gördüğümde Marina civarında bir bankta oturuyordu hep. Genelde tek başınaydı. Bazıları birkaç kız arkadaşıyla çaldığım mekanlarda denk gelmişliğim var. Aslında o kadar dikkatli biri değilim ama hatırlıyorum işte. Bir gün, sonraları abisi olduğunu öğrendiğim biriyle gelmişlerdi çaldığım mekanlardan birine. Yanında bir erkek olduğundan herhalde, ilk defa o kadar dikkatlice baktım Damla’ya. Aralarında bir sorun var gibiydi. Zaten çok oturmadan kalkıp gittiler. O günden sonra gözüm bir müddet Damla’yı aramadı değil. Ama bir haftayı aşkın süre göremedim onu. Ta ki; hiç olmadık günlerden birinde ortak bir arkadaşımız vasıtasıyla kalabalık bir grup içerisinde denk gelene kadar.

O gece havadan sudan konuşur gibi birbirimizden bahsettik. Ben ona kendimi anlattım, o da bana öğretmen olduğunu ve Trabzon’dan Şubat ayında ara dönem atamasıyla Mut’a yerleştiğini anlattı. Şanslıymış, Erdemli’de ihtiyaç olduğundan –ki bunun babasının Ankara’dan bir yakını sayesinde olduğunu da sonradan öğrendim- buraya görevlendirmişler. Yeni tanışmış iki insanın normal bir sohbetiydi bu. Üç gün sonra yine Marina’daki aynı bankta oturduğunu gördüm. İçimden bir insan bu kadar yalnız olmamalı diye düşündüm ve yanına gidip konuşmaya başladım.

Şanslıyım ki programım da yoktu o akşam. Nesi olduğunu sordum, ailevi dedi, bende fazla deşmeden konuyu çevirmeye çalıştım. Sohbet ilerledikçe ondan hoşlandığımı fark ettim. İlerleyen zamanda vakit buldukça buluşmaya devam ettik. Beraber ortak şeyler yapmaya karar verdik. O söz yazacaktı ben de besteleyecektim veya tam tersi… Artık iyiden iyiye yakınlaşmaya başladığımızı hissettiğimde ondan hoşlandığımı söyledim. Fakat Damla beni reddetti. Bu reddediş öyle laf olsun diye bir reddedişti. Çünkü ben olsam reddettiğim biriyle görüşmek istemez, bulunduğu yerlerde bulunmazdım. Damla ise benimle görüşmeye devam edince kendi kendime bu işin oluru var dedim. Derken, bir akşam gittiğimiz Gladyatör filmini izlerken öptüm onu. Beni yakaladın dedi ve başlamış olduk böylece.

Beraber geçirdiğimiz zamanlar hep bir rutin içerisindeydi. O gündüzleri okulda oluyordu, ben akşamları programda. Fırsat buldukça da beraber vakit geçiriyorduk. Beraber kaldığımız zamanlarda fazla ileri gitmek istemezdi. Anlayışla karşıladım bunu ve hiç üstelemedim. İyi anlaşıyor ve eğleniyorduk. Yaz tatilinde bile memleketine gitmemişti hatta. Fakat zaman geçtikçe uzaklaştığını hissettim. Bir gün dayanamayıp neden diye sorduğumda, benim kadar yoğun duygular besleyemediğini ve bu yüzden vicdan azabı çektiğini, hatta bana haber vermeden memleketine gidip iyice arayı soğutmayı planladığını söyledi.

Yalan değil, ben birazdan daha fazla duygusal biriyim. Duyguyu elimden geldiğince yaşamaya çalışmak gibi bir takıntım bile var diyebilirim. Yine de böyle bir davranışı hak etmiyordum. Bir taraftan bu itirafa sinirliydim, diğer taraftan da dürüst davranıyor en azından diyerek kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Belli ki bir çıkmaza sürükleniyordum. Bu yüzden vicdanını rahatlatabilmesi için ayrılmamız gerektiğini söyledim ilişkiyi orada bitirdik.

Bu olaydan yaklaşık üç ay kadar sonra Damla ile kimlik numarası için nüfus cüzdanını yenileme kuyruğunda karşılaştık. İkimizde sanki çok acelesi var gibi daha ilk gününde düşmüşüz bu işin peşine. Selamlaştık ve ayaküstü sohbet ettik biraz. Yüzünden aslında hiç iyi olmadığı belli oluyordu. Her cümlede suratı biraz daha düşüyordu sanki. “Senin bir şeyin var, nedir?” diye sordum, “O kadar belli oluyor mu?” diye cevap verdi. Bunun üzerine konuşup dertleşmek için iki gün sonra buluşmaya karar verdik. O zamana kadar Damla’yı özlediğim hiç aklıma gelmemişti neredeyse. Hatta yeniden başlar mıyız diye heyecanlanmadım desem yalan olur. Böyle karmaşık bir heyecanlı bir halde geçen iki günün ardından en nihayetinde buluştuk.

Karşılıklı oturduğumuz ilk anda, sanki birazdan neler anlatacağını tahmin etmiş gibi, tüm o karmaşalarımdan sıyrılıp ciddi bir duruş takınmaya başladım. Bir iki kadehi geçmeden Damla, benimle alakalı olan her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmaya başladı. Ona göre ben; ağırbaşlı ve sessiz biri değildim. Duygularımı net bir şekilde göstermem doğru değildi. Çünkü, erkek biraz da cool olmalıydı. Zaten benimle Hakan’ı unutmak için birlikte olmuştu. Bunun sebebi ise benim onu çok savunmasız bir anında yakalamamdı… Bu arada kusura bakmayın ama insan kendini böyle anlatınca biraz sinirleri bozuluyor… Bu yüzden benimle olmaya başlamış, fakat demin söylediklerim yüzünden daha fazla yürütememiş. Yani bir Hakan olamamışım. Sakin kalmaya çalışıyor ve ne hikmetse başarıyordum. Peki, benden ayrıldıktan sonra ne olduğunu sordum ve hüznünün nedeni o anda ortaya çıkmaya başladı. Trabzon’a gittikten sonra Hakan ile yeniden iletişime geçmiş. O sırada Hakan’ın bir sevgilisi varmış. Hatta o kız, Damla ve Hakan birlikteyken de tehlike arz ediyormuş… Offf, neden bunları uzun uzun anlatıyorum ki size?..

Gecenin sonunda Damla’yı evine bıraktım, çünkü bir miktar sarhoştu. Evinin kapısında vedalaştık. Hırslı hissetmeme rağmen içim de rahattı bir yandan. Fakat olacakları tahmin edebilseydim eğer o gece Damla’yı yalnız bırakmazdım. Başka bir sorunuz yoksa söyleyeceklerim bu kadar…”

NO COMMENTS

LEAVE A REPLY

Bir yorum girin
Adınız

Exit mobile version