Yersiz Dizi Eleştirisi 1: Avakado Yiyen İnsana “Bonkis” Denir

Bazılarımız hayatta istediği birçok şeye sahip olabilen, bir yandan da hiçbir şeye sahip olamayan insanlarız. Hayatımızın içine tıkıştırdığımız maddi refah ve beraberinde gelen huzurumsu şey, ardında kalan duygusal yoklukların, acemiliklerin ve pek tabi tecrübesizliklerin bir müddet kendini saklamasını sağlıyor sadece. Gel gelelim, bir yerden sonra, tüm bunların üzerine eklenen hayatta yolunu bulma çabası ile birlikte, aniden farkına vardığımız duygularımızın varlığı, zaten sürekli sekteler içerisinde topallayan ayaklarımız için yeni burkulma sebepleri doğurur. Kabul edelim, birçoğumuz duvarın bir tarafını boyarken, diğer tarafın sıvasının çözüldüğünü pek fark edemiyoruz. Fark etsek bile boya fırçasını elimizden bırakana kadar iş işten geçiyor.

Hayatlarımız böyle acayip bir debelenme curcunasıyla sürüp giderken, geçen ay Blu Tv’de karşıma çıkan Bonkis, tam da yukarıda anlattığım ne varsa önüme eğlenceli bir dille sermeyi başarmış bir dizi. On beşer dakikalık yedi bölümden oluşan ilk sezonu (umarım son değildir) izleyicisine içinde bolca “A bu tıpkı ben!” diyebileceği anlar ve karakterler sunuyor. Dizinin Yönetmeni aşırı bayıldığım “Kar” filminin de yönetmeni Emre Erdoğdu. Dizinin başrolü Deniz Tezuysal ise aynı zamanda dizinin senaristi. Vildan Atasever, Burak Sevinç, Sergen Deveci, Öykü Naz Atay ve Lale Mansur ise dizi de arz-ı endam eyleyen diğer isimler.

Deniz’in (Deniz Tezuysal) beyaz yakalı bir iken pembe hayallerinin peşinden savrularak Bonkis isimli bir mekan açar. Lakin işler istediği gibi gitmemektedir ve bir şekilde Bonkis’in kurtulması gerekmektedir. Diğer taraftan bir şekilde nişanına dahil olduğu eski sevgilisinin nişan töreninde olanlar, bir taraftan da umarsız ailesinin kimi tutumları içerisinde Deniz trajikomik bir ayakta kalma mücadelesi vermektedir.

-SPOILLER içerme ihtimali olan kısım-

Bonkis, daha ilk bölümden uyanır uyanmaz iki duble çakmış gibi bir konuşma tarzına ve hatta bazı bazı görüşüne de sahip olan Deniz’in doğum günüyle açılıyor. Bu durum sezon finaline kadar, yer yer saflıklar ile de süsleniyor. Babasının eşcinsel olduğunu sanması, ardından aslında babasının ilişkisi olduğu sandığı Yorgo’nun, babasının gayrı meşru çocuğu olduğunu öğrenmesi, nihayetinde ise Yorgo’nun dolandırıcı çıkması ardından tüm bu olanlara bir mana veremeyen Deniz’in verdiği tepkiler ve olaylar bütününü inatla anlayamaması müthiş eğlenceli anlar yaşattı bana.

İnsanın sanki saflık hususunda inat ediyormuş gibi davranan Deniz’e kızması gayet yerinde bir kararken diğer bir yandan özellikle ebeveynlerinin umarsızlıkları karşısında kimi zaman çaresiz kalması, tüm o kızgınlığı bir anda yok edebiliyor. Düşünsenize; doğum gününüz gelmiş ve aileniz ile görüşmek istiyorsunuz. Aileniz size buluşma için bir yer söylüyor. Lakin gittiğiniz yerde eski sevgilinizin nişan töreni var ve aileniz sizin doğum gününüz olduğunu unutmuş. Böylesi bir durumla empati kurmanız belki de yönetmenin tam da istediği şey. Zaten olay odaklı olmayan, daha çok durumlara ve karakterlere odaklı bir yapımdan bahsediyoruz. Böylesi küçük ve etkili olaylar ise durumlar arası geçişi ve karakterlerin psikolojilerini daha iyi anlamamızı sağlıyor o kadar. Buradan da senaryonun ne denli iyi işlendiğini anlayabiliyoruz.

Kafesini ayakta tutmak adına, sırf menemen ve tost satmamak için en yakın arkadaşı Ilgın’ın (Vildan Atasever) bir tanıdığı ile feminist pavyon açma hayali, eski sevgilisinin kayınçosu ile yaşadığı ilişki ve ardından gelenler ile anne ve babasının ayrılmak üzere olmaları, üzerine bir de annesinin Deniz’i inatla bir sevgili bulmaya zorlaması ve beyaz yakalı günlerine geri dönmesi için kurduğu baskı da Deniz’i çok cepheli bir savaşın içinde bırakıyor. İnsan Deniz’in arkadaşı olmak ve tüm olup bitene en yakından tanıklık etmek istiyor diziyi izlerken. Çünkü bazılarımız mutsuz büyümüş çocuklarıyız ve hayatla ilgili, özellikle aşkla ilgili bir takım defolarımız mevcut. Bir bölümde Eylül y kuşağının aslında birçok şeyi hallettiğini, ancak aşk ile alakalı bir bug yüzünden ilişkilerinde sorunlar yaşadığını söylemesi tespit gibi bir tespittir.

-SPOILER kısmının sanırım bittiği yer-

Bonkis aslında Deniz Tezuysal ve Öykü Karayel’in vaktiyle birlikte Moda’da işlettikleri bir mekan imiş. Bu mekan sayesinde elimizde gerçek hayatlar ile ne kadar alakasının olduğu bilinmeyen, aslında bunu pek umursamadığım soft bir hikaye mevcut. Sağda solda dizinin bir “Fleabag” çakması olduğu ile ilgili iddialar var. Ben şahsen o diziyi izlemedim henüz. Ama öyle olsa bile kimin umurunda!.. Her durumda Bonkis, kendi halindeymiş gibi anlattığı hikayesi ile yaşattığı tüm duygu yoğunluğu ve karakterlerin gerçek hayatta da sanki dostlarımızmış gibi hissettirmesi hasebiyle izlenmeye değer.

2 Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir