Tek Hakikat: Ölüm

Mehmet’in Vefatı

Bir pazar günüydü… Herkes evinde ailecek pazar kahvaltısı yapar iken biz kahvaltımızı gözyaşı ve ağıtlar ile yaptık. Yıl olarak 37’sinde gün olarak 36′ sında bir delikanlı vardı. Yüreğinden bir kötülük geçmeyen, diliyle bir kalp kırmayan, çocuklar kadar saf ve temiz bir delikanlı… İki küçük kız yavrusu vardı. Adeta onlarla birlikteyken bir çocuk gibiydi. Onlar kadar masum, onlar kadar günahtan uzak… Bu delikanlı 9 mayıs günü bir öksürüğe yakalandı. Bacaklarında bir sızı… Covid-19’dan şüphelenip teste götürüldü. Yıllardır kas erimesi hastalığıyla mücadele veren, hastaneler arkadaşı olan bu genç bilmiyordu gittiği hastanenin sonu olacağını. Bilse belki gitmezdi, götürmezlerdi değil mi? Şüpheler haklı çıktı. Her gün yüzlerce can alan Covid-19 bu genci de bulmuştu. Ciğerlerine işlemiş bir hâlde yatırıldı hastaneye… İlk beş gün iyi bir şekilde devam ederken beşinci günden sonra entübe yoğun bakımına kaldırıldı. Ve o yoğun bakımdan bir daha sağlam çıkamadı.Tarihler 23 Mayıs 07.20′ yi gösterdiğinde bulutların arasında bir gülümseme dolandı. İşte bu gülümseme son nefesindeki gülümseme idi. Hava eşsiz şekilde güzel, toprak sıcak, bedeni beyaz, yüzünde bir tebessüm ki güzel diyara gidiyorum dercesine… Ardında ise iki yetim yavru, bir kalbi sökülen eş, kanadı kırılan ana- baba, iki abisiz kalan kardeş… Bunlar madden kalanlar. Manen ise hatırnâz oluşu, kimsenin kalbini kırmayışı, saygısı, sevgisi yani tertemiz kalbi…

Covid’den Vefat Edenler


Peygamber efendimizin şu sözüne dayanarak şehit oldu diyoruz:
“Taun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu müminler için rahmet kıldı. Bu sebeple tauna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buhari, Tıb 31; bk. Buharî, Enbiya 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95)

“Taundan ölen şehittir.” (Müslim, İmâre 166);

“Taun, her Müslüman için şehitliktir.” (Buhari, Cihad 30, Tıb 30)

Bu hadislere dayanarak şehit oldu inşallah. Şehitlik ki peygamberlikten sonraki en yüksek mertebe, şehit olmak ölümlerin en güzeli… Kalbi gibi ölümü de güzel oldu.

Kırk Hikaye Tek Hakikat


“Ateş düştüğü yeri yakar” sözünü iliklerime kadar hissettim o gün. Her gün doğan güneş, o gün bize doğmadı. O en güzel manzaraların sahibi olan gün batımı o gün bizim acımızla battı.
Kişi doğunca kulağına ezan okunur, ölünce o ezanın namazı kılınır. Aslında kişinin tüm ömrü iki namaz vakti arasındaki zaman dilimi kadardır. Kimse bu dünyanın sahibi değil, kimse bu dünyada kalmayacak, kimsenin yurdu burası değil… “Küllü nefsin zaikatül mevt-Her nefis ölümü tadacaktır.” ” İnnalillahi ve inna ileyhi raciun-Biz Allah’tan geldik ve ona döneceğiz.” Asıl yurt ahiret yurdudur. Bizler sadece birbirimize Allah’ın emanetiyiz. Önemli olan kırmadan, dökmeden emanetlere iyi bakabilmektir… Ecel gizlidir. Ölüm her an var. İster Covid-19 ile olsun ister bir baş ağrısı ile. Vade dolduğu an her şey bahane.

Bediüzzaman ve Ölüm


Bediüzzaman Said Nursi hazretleri şöyle buyuruyor:
“Hem madem her şey geçici ve fânidir ve ölüm ölmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor ve zahmet ise rahmete kalboluyor; elbette biz, sabır ve şükürle tevekkül edip sükût ederiz.

Risale-i Nur’dan Gençlik Rehberinin güzelce izah ettiği gibi, ölüm o kadar kat’î ve zâhirdir ki, bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Bu hapishane nasıl ki mütemadiyen çıkanlar ve girenler için muvakkat bir misafirhanedir; öyle de, bu zemin yüzü dahi acele hareket eden kafilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Her bir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir istediği var.

İşte bu dehşetli hakikatın muammasını Risale-i Nur hall ve keşfetmiş. Bir kısacak hülâsası şudur: Madem ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Elbette bu ecel cellâdının elinden ve kabir haps-i münferidinden kurtulmak çaresi varsa, insanın en büyük ve herşeyin fevkinde bir endişesi, bir meselesidir. Evet, çaresi var ve Risale-i Nur Kur’ân’ın sırrıyla o çareyi, iki kere iki dört eder derecesinde kat’î ispat etmiş.

Kısacık hülâsası şudur ki: Ölüm ya idam-ı ebedîdir; hem o insanı, hem bütün ahbabını ve akaribini asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir bâki âleme gitmek ve iman vesikasıyla saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir. Ve kabir ise, ya karanlıklı bir haps-i münferit ve dipsiz bir kuyudur. Veyahut bu zindan-ı dünyadan bâki ve nuranî bir ziyafetgâh ve bağistana açılan bir kapıdır. Bu hakikati Gençlik Rehberi bir temsil ile ispat etmiş. Meselâ, bu hapsin bahçesinde asmak için darağaçları konulmuş ve onların dayandıkları duvarın arkasında gayet büyük ve umum dünya iştirak etmiş bir piyango dairesi kurulmuş. Biz bu hapisteki beş yüz kişi, herhalde, hiç müstesnası yok ve kurtulmak mümkün değil, bizi birer birer o meydana çağıracaklar. Ya “Gel, idam ilânını al, darağacına çık” veya “Daimî haps-i münferit pusulasını tut, bu açık kapıya gir” veyahut “Sana müjde! Milyonlar altın bileti sana çıkmış. Gel al” diye her tarafta ilânatlar yapılıyor.”

Son

Ölüm ölmüyor ve bir gün her nefis o ölümü tadacaktır. Belki arkasında bir yetim bırakacak ama o ölüm hakikattir, gelecektir. Bizlere düşen sabır ve şükürdür. Allah’ın kimseye taşıyamayacağı bir yük yüklemeyeceğini bilmektir. Allah’ın sabredenlerle birlikte olacağını bilmektir.

Ölüm var. Kimseyi kırmayın, kimseyi üzmeyin, sevdiklerinize sevdiğinizi söyleyin ve sarılın. Bir gün toprağına sarılmak zorunda kalırsınız içiniz yanar.

Tüm ölmüşlerimiz için El – Fatiha 🤲

2 Comments

  1. Büşranur Yalınız Cevapla

    Allah Mehmet Abi’ye ve bütün ölmüşlerimize rahmet eylesin. Ne güzel insanmış ki çok kişiye ulaşabildiğimiz bu platformda yâd edilmek nasip olmuş. Mekanı cennet olsun.. 🌸

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir