Sıradan Bir İzleyicinin Gözünden 50M2

Netflix, 50M2, dizi,

Netflix, Türkiye ’de orijinal içerik üretmeye başladığından beri, insanların beklentileri de bu platformdaki içerikler minvalinde şekillenmeye başladı. Hatta tam da bu beklentilerin yansıması Hakan Muhafız ve Atiye gibi yapımlar Netflix seçkisinde yerini buldu. Bu iki dizi benim için deneysel bir sebep sonuç ilişkisi doğuruyor. Sebep; Türkiye’de AB izleyici kitlesi denilen güruhun yenilik beklentisini karşılamak, sonuç; yapay diyaloglar, gerçeklikten uzak karakterler ve istisnaları hariç kötü oyunculuklar barındıran diziler… Aşk 101, bu iki dizinin alengirinden uzaklaşarak Türkiye’de sektör tarafından becerip başarabilmesi daha olası bir yere sürükledi beni. Fantastik ve aksiyon kategorilerinde diziler yapmak yurdum heveslisi için her zaman denenebilir ve denensin de dediğim bir durum. Ancak eğri oturup doğru konuşalım ki; pek bizim kalemimiz bir mevzu değil. En azından şimdilik…

Aşk 101’i bir çeşit deneme yanılma yönteminin sonucu olarak görmek gayet tabi mümkün oluyor böyle bir halde. Hatta bu hususta yüksek başarı yakaladığını söylemek bile gayet doğru olur. Sadece dizinin türü itibari ile gençlik dizisi olması durumu, benim için geçerli olan başarı durumlarının görmezden gelinmesi sonucunu doğuruyor. Nitekim anlayanın da, anlamayanın da bayıldığı Bir Başkadır ile bizim en başarılı olduğumuz türün dram olduğu bir kez daha kanıtlanmış oluyor.

27 Ocak 2021’de yayınlanan 50m2 benim nazarımda bu sürecin bir uzantısı. Leyla İle Mecnun gibi bir efsanenin yazarı ve ayrıca Bana Masal Anlatma, Kara Bela ve Sen Kiminle Dans Ediyorsun gibi atarlı giderli isimlere sahip filmlerin de hem senarist hem de yönetmeni olan Burak AKSAK ’ın kaleminden çıkan, kimi zaman dram, kimi zaman komedi, bazı bazı da absürt bir hâl alan yeni Netflix dizisinin ilk dört bölümünün yönetmeni Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in aynı anda içinde olduğu ne varsa yönetmen koltuğunda oturan (İşler Güçler favorimdir) Selçuk Aydemir (son dört bölüm yönetmeni Burak Aksak). Dizinin başrollerinde ise Engin Öztürk, Cengiz Bozkurt, Aybuke Pusat, Kürşat Alnıaçık arz-ı endam etmekte.

Geçmişini arayan kiralık katil Gölge (Engin Öztürk) bir takım olaylar neticesinde kendini İstanbul’un uzak bir semtindeki ufak bir mahallede bulunan terzi dükkanın içinde bulur. Birkaç ufak tesadüfün de dokunuşuyla bir anda o terzi dükkanının sahibi olan Gölge’nin mahalleye yerleşmesi ile absürt ve garip olaylar silsilesi birbirini izlemeye başlar. Burak Aksak’ın dizinin içinde kullandığı ters köşeler ve komedi unsurları sayesinde, bölüm başına düşen ortalama 50 dakika gibi uzun bir süreyi rahatça ve sıkılmadan ekran başında geçirebiliyorsunuz.

Dizinin bence iyi ve kötü taraflarını anlatmaya başlayacağım bu kısımdan itibaren SPOILER uyarısı yapmak zorundayım. Bu yüzden diziyi izlemeyenlerin yazının buradan sonrasını son paragrafa kadar okumamalarını tavsiye ediyorum.

İlk bölümde Gölge’yi ve kirli işlerini yaptığı Servet ’i (Kürşat Alnıaçık) tanıma ve aralarındaki ilişkiyi anlama imkanına ne kadar sahip olsak dahi, özellikle Engin Öztürk’ün Gölge karakteri için çok fazla karizmatik ve havalı kaldığını söylemem gerekir. Oyuncu ne kadar başarılı olsa da, Gölge gibi alkolik, davranışları aşırı rahat bir karakter için pek uygun bir cast seçimi değil. Aynı durum Muhtar karakteri ile Cengiz Bozkurt’ta da yaşanır diyordum, ancak dünyanın en iyi insanlardan biri olan muhtar Muhtar’ın hiç sırıtmaması ve tıpkı diğer karakterler gibi kıvamında kullanılmış olması (Servet karakteri hariç, işlenişini pek beğenmedim) bence tam bir yönetmen başarısı diyebilirim.

Gölge’nin mahalleye gelişi ve mahalleye adapte olma süreci ise sorunlardan bir diğeri. Ortada sanki Gölge aslında hep Adem’miş gibi bir hava sezinliyor insan. Bunun sebebi belki de Gölge’nin aşırı rahat ve kendinden emin halleri olabilir. Diğer bir taraftan, yine ilk üç bölüm içerisinde bir yandan anlatılmaya devam eden mafyatik mevzular, iki durumun da birbirlerinden çok farklı olması sebebiyle küçük bir huzursuzluk hissi yaratıyor. Bunlara ilave olarak Civan ’ın (Özgür Emre Yıldırım) sevdiği kızdan ayrılma seremonisi naçizane çok yapay ve duygusallıktan uzak bir sahneydi ya da ben bu tip romantizmler için fazla odunum, bilemedim. Lakin camide günah çıkarma, Tıfıl’ın yakalanmasından sonra dönen araba muhabbeti ve bir anda arabanın içinde beliren Melahat Teyze’nin sahneleri çok eğlencelilerdi.

Senaryonun yaptığı bence en iyi şey ise karakter gelişimlerini bazı ufak istisnalar haricinde gayet iyi başarmasıydı. Bunun en iyi örnekleri, ilk sezonda bile motivasyonu sır gibi saklanmış Özlem (Tuğçe Karabacak) ve Civan karakterleriydi. Özlem sadece Servet’in verdiği burslarla okuyup onun emrinde olmayı vefa borcu olarak görüyormuş gibi gösterilse de asıl gerçeğin başka bir şey olduğu alenen ortada. Çünkü, bu durum Gölge’yi kıskanmaktan daha başka bir şey bence. Umarım kimsenin kardeşi ya da kızı çıkmaz. Civan ise dizinin bence sürprizi. Karakterin geldiği nokta ve soğukkanlılığını koruyarak yaptığı akıllıca hamleler, son bölümde eriştiği psikopatlık mertebesini sonuna kadar hak ettiriyor. Üstelik Gölge’nin Cıvan’ın değişiminin tetikleyicisi olması ve Civan’ın kendisini öldüresiye dövenin alakası olmadığı halde Gölge olduğunu söylemesi bence çok iyi bir adımdı. Özellikle Özlem ve Civan’ın ikinci sezonda neler yapacaklarını merak ediyorum.

SPOILER kısmı bitti.

Sadece ana hikâyeye bağlı kalmayan, usul usul ilerleyen yan hikâyeleriyle de ikinci sezon için bolca soru işareti bırakan 50m2, Bir Başkadır’ın ardından en iyi Türk işi yerli Netflix dizisi benim için. Her ne kadar aslında herhangi bir televizyon kanalında yaklaşık 120 dakika süren ve bir takım “toplumsal değerlerimizi” izleyiciye anlatmak gibi hedefi olan diziler ile çok benzer tarafları olsa da, içinde barındırdığı karakterlerin diğerlerindeki gibi tek tip olmadığı, farklı motivasyon ve beklentisi olan gerçek insanlar gibi olmayı çok büyük ölçüde başardığı bir yapım olarak bile izlemeye değer olduğunu düşünüyorum. Ben diziye 10 üzerinden güzel bir 8 verebilirim mesela. Yeni sezonda olacakları cidden merak ediyorum. Bence siz de merak edin ve hatta bunu bir tartışalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir