Shingeki No Kyojin Anime Güzellemesi

Mevzuya başlamadan önce şu şarkıyı dinleyin ya da yazıyı okurken arkada fon olsun, karar sizin…

Bir çizgi filmden beklenen genelde belirgin ve basittir. İnsanlar çizgi film izlerken genellikle gülerek eğlenmek isterler. Durum animeler özelinde ise çok farklıdır. Sağlan bir anime izleyicisinin sadece gülmek gibi bir derdi yoktur. Aradığı şey, ziyadesiyle muazzam anlatılmış bir hikaye, karakterleriyle ve atmosferiyle muazzam oluşturulmuş bir dünyadır. 24 Okur’a yazdığım ilk yazıda bahsettiğim Death Note, Covboy Bebop ve Ghost İn The Shell: Stand Alone Complex bahsettiğim türdeki animelerin en bilinenleri arasındadır. Bu listeye Eden Of The East, Baccano, One Punch Man, NANA ve bazen çok fazla saçmalasa ve sıkıcı olsa da 10 küsür yılın hatırına One Piece yine en bilinenler içinde örnek gösterilebilir.

Shingeki No Kyojin (Attack On Titan) de tıpkı verdiğim örneklerdeki gibi kendine ait bir dünyada ve harika bir hikayeye sahip, dahası öngörülemez bir ilerleyişe sahip animelerden biri. Zaten bu öngörülemezlik şahsen beni her pazartesi yeni bölüm için laptop başına koşturmaya yetiyor. Bööyle böyle 2013 yılında başlayan maceram dördüncü ve final sezonuyla heyecan dozu arşa yükselmiş bir şekilde devam ediyor.

Shingeki No Kyojin de tıpkı diğer uyarlamalar gibi bir manga uyarlamasıdır. Hajime Isayama tarafından çizilen ve 2008 yılında yayınlanmaya başlayan manga serisinin anime uyarlamasının ilk sezonu 2013 yılında yayınlanmış, üç yıllık bir aranın ardından 2016 yılında yeniden izleyici ile buluşmuştur. Bu yazının yayınlandığı tarih itibariyle de dördüncü sezonun beşinci bölümü yayınlandı (son bölüm öyle bir yerde bitti ki öff diyorum!..). Ayrıca bu seriye ait iki uzun metraj film, dokuz adet OVA ve ne yazık ki berbat bir beyaz perde uyarlaması mevcuttur.

100 yıl önce güneyden gelen devler insanlara saldırarak onları yemeye başlar. Üstelik bunu aç oldukları için değil, tamamen zevk için yapmaktadırlar. Bunun üzerine kral ülkeyi üç katmandan oluşan ve boyu en uzun devden bile kat kat yüksek olan duvarlar ile çevreler. Her duvara ise üç kızının ismini verir. Dıştan içe doğru Maria, Rose ve Sina… İnsanlar bu duvarların ardında huzur(!) ve güven ile tam 100 yıl geçirmişlerdir. Derken bir akşamüstü, boyu duvarları aşan muazzam bir dev Maria duvarının ardından belirir ve ülkenin dış dünya ile bağlantısı olan sur kapısını sadece tek bir tekme ile paramparça ederek devlerin ülkeye girmesini sağlar. Büyük bir panik ve kaos ortamı içerisinde esas oğlanımız Eren (evet Eren) ve üvey kardeşi Mikasa’nın gözü önünde anneleri bir dev tarafından yenir. Böylesi bir şok içerisinde olay yerinden uzaklaştırılan Eren Rose duvarının arkasına kaçan sığınmacılar ile birlikte kurtulmayı başarır. Büyük bir öfke ve intikam arzusu ile dolan Eren, tüm devleri dünya üzerinden silmek için ant içer. Mikasa ve arkadaşı Armin ile birlikte orduya katıldıktan beş yıl sonra, ordunun en ölüme yakın birliği olan, ülke dışı keşif operasyonlarını yapan keşif birliğine katılırlar…

Savaşı ve beraberinde getirdiği ölüm ve çaresizliği, sınıf ayrımı kavramını, soykırımı, dostluğu ve ihaneti ve hatta bir darbeyi bile nefessiz yaşayacağınız bu animeyi, eğer ilginizi çektiyse, bence bu geceden tezi yok izlemeye başlayın. Muhteşem müzikler eşliğinde (bir örneğini malum en başa bıraktım) her bölümü 25 dakika süren bu güzelliği bence pas geçmeyin.

Daha fazla ilginizi çekerim diye son sezonun açılış jeneriğini de ekliyorum. Bu kadar ısrara ben bir iki bölüm izlemiştim bile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir