Kamboçya’nın İcadı

İki sevgili yeşile uzanmış, ağaç dalları arasından sızan güneşi ve seyir halindeki bulutları izliyorlardı. Başuçlarında çokta hoş görünmeyen bir örtü üzerine kurulmuş piknik düzeni vardı. Farkında değildiler, böcekler usulca örtünün üstüne doğru ilerlemekteydi. Konuşurlarken birbirlerinin yüzüne hiç bakmıyorlardı.

“… Şu soldan gelen aynı ‘Yoncimik’ şapkasına benzemiyor mu?”

“Elbette benzemiyor! Herhangi bir şapkaya bile benzemiyor! Üstelik benzese bile bunun ‘Yoncimik’ şapkası olduğunu nasıl iddia edebiliriz ki?”

“İşte ben senin bu her sorgu anında bireyselden toplumsala evrilen bilincini çok seviyorum ya!”

“Aklında yer etmiyorsa eğer tekrarlıyayım; biz sevgiliyiz, sevgili sevgilim. Bu yüzden aramızda olup biten durumların tümünde bir çoğulluk ihtimali gözetmemek bile gayet yersiz. Üstelik sen Şebnem Ferah’a aşıktın. Nereden geldi aklına şimdi bu Yonca Evcimik sapması?

“Sapma mı? Benimki sadece popüler Türk müziğine nesnel bir değinme. Üstelik belirtmek isterim ki muhterem sevgilim, Şebnem ile olan platonik münasebetim…”

“Platonik münasebetler topyekun fantezi sınıfında değerlendirilir, peşinen söyleyeyim!”

“Peki tamam, benim kendisine karşı vaktiyle beslediğim platonik duygular, bilincimde uyanan gençlik fantezileriydi sadece. Akabinde şunu rahatlıkla söyleyebilirim; yaşandı bitti saygısızca.”

“Bak şimdi de…”

“Evet, şimdi de düpedüz bir Burak Kut sapması yaşamış gibi görünüyorum. Lakin bu sadece seni oltaya çekmek için kullandığım bir yemleme göndermesi.”

“Söz hakimiyetinin elinden kayıp gitmesine hiç dayanamıyorsun değil mi? Kelamların direksiyonu illa senin elinde olacak.”

“Kelamların direksiyonu… Aşkım Nihal bugün betimlemeler hususunda bir hayli girişken ve verimlisin. Bu şaşkınlık verici!”

“Kontrolü ele aldın ya geç dalganı tabi.”

“Hayır sevgilim, dalga filan geçmiyorum. Aksine böyle bir çekişme hali beni bir hayli mutlu etti.” dedi ve Nihal’in yanağına eğilip bir buse kondurdu. Ardından yeniden eski vücut haline geri döndü.

“Ben hiç öyle sanmıyorum.”

“Hınzırlık etme lütfen, ben sende gördüğüm güzel bir halden bahsediyorum sadece.”

“Öyle diyorsan…”

“Öyle diyorum ve seni seviyorum.”

“Seni seviyorum ve bende gördüğün ne varsa hepsi senin sayende gerçekleşiyor… Birine hem aşık hem hayran olmak ne kadar da tehlikeli.”

“Nedir bu durumda tehlikeli olan?”

“Bir noktadan sonra saplantılı bir hevese dönüşmez mi hayran olan kişi için bu durum? Elin ayağın, neyin varsa hep karşındaki olmuş… Düşününce…”

“Düşünme! Çünkü, senin bana hayranlık duymak gibi bir gereksinimin yok.”

“Ama az önce…”

“Az önce ne dediğini biliyorum sevgilim. Ama inan aslında buna hiç gerek bile yok, hatta biraz düşünsen nedenini sen bile bulabilirsin.”

“Valla şu anda bulmak istediğim tek şey bir şişe daha şarap! O yüzden bir zahmet benim yerime sen bulsan?” dedi Nihal ve başını sevgilisinin başına denk gelecek şekilde yana doğru itti.

“Peki… Bunu açıklamak ne kadar saçma gelse de, bugün mükemmel bir işlev gerçekleştiren dimağının hatırına anlatıyorum. Ve inan şu anda bana biraz yanaşmış olmanın verdiği heyecanın bununla hiç alakası yok.”

“Doğru üzerinden yalan söylemeyi beceremeyeceğini öğrenemedin ya sen… Neyse sevgilim, heyecanlanmadığından ve benim dimağımı ödüllendirmek için anlat!..”

“Bu beyhude atılışına aldırmıyor ve bu talihsiz açıklamayı yapmaktan hicap duyuyorum!.. Sayın sevgilim, insan beyni bugüne değin olagelmiş tüm mukaddes keşiflerin baş mimarıdır. Bu nedenledir ki; insan beyni üretmeye ve güncellemeye müsait olduğu tüm zamanlar içerisinde, çoğu zaman kimseye ihtiyaç duymadan, yani tek başına, çoğu zaman da bir kısım nitelikli dokunuş yordamı ile yolunu bulur ve sonuca ulaşır. Bilim nasıl ki her daim üstüne katarak ilerler, insan da bunun bire bir yansımasıdır. İşte tam da bu yüzden şunu gayet rahat belirtebilirim ki; sen zaten öğrenmeye ve bilmeye açık birisin. Ben sana sadece yol göstermiş olabilirim. Gerisini sen tek başına hallettin.”

“Zaten pratik kısmını ben gerçekleştirdiğim için ise sana beslediğimi varsaydığımız hayranlık, aslında sadece bir müteşekkir olma hali de diyebiliriz yani.”

“Kesinlikle öyle.”

“Fakat atladığın bir nokta var. Aslında sen bu noktayı hep atlıyorsun.”

“Neymiş benim atladığım nokta?”

“Sen sürekli somut olanın etkisindesin. Ham bilgiye ulaşmayı bile sebzeli pirinç pilav yapmak gibi niteliyorsun. Tüm malzemeler ve yapılması gerekenler her daim herhangi bir yerde yazılı senin için. Fakat sebzeli bulgur pilavının da var olması durumu ile ilk defa karşılaştığında bunu anlamakta güçlük çekiyorsun.”

“Ne demek yani bu şimdi?”

“Kafanda somut, net bir bilgi edinme tanımı var. Ancak ben sadece alim olmaktan değil, aynı zamanda psikolojik olarak kendini gerçekleştirmekten de bahsediyorum, bu demek.”

“Sevgilim Doğan Cüceloğlu ağzıyla konuşmasan mı bana acaba?”

“Al bak, yine bir yazar göndermesi… Ya sevgiliciğim, sen göndermeler ve yazılı belgeler olmadan örnekleme yapamıyor musun?”

“Peki, o vakit sana hiçbir yerde okumadığım, bilakis yaşamış kişi tarafından anlatılan bir hikayeyi anlatayım da, benim gerçek hayatla olan bağlarımın aslında hiç kopmadığını iyice belle!”

“Bak bu şaşırtır işte beni. Anlat bakalım, dinliyorum.”

“Geçen hafta seni tanıştırdığım Ester’i hatırlıyorsundur?..”

“Evet hatırlıyorum.”

“Ester, tanıştığınızda da belirttiği üzere babası Türk, annesi Alman bir çocuk ve Ester iki yaşındayken annesi vefat ediyor. Bunun üzerine Ester’i büyütme görevi, babası Ahmet amcanın beraber Almanya’ya gittiği akrabalarına kalıyor. İlk göç dalgasında giden neredeyse her Türk ailede olduğu gibi, günlük yaşama alışmama, toplumsal dışlanmışlık ve dini ayrımlar yüzünden kendini dışa kapatan aile fertleri, gün geçtikçe daha da muhafazakar bir psikolojiye bürünüyorlar ve bunun etkileri kuşkusuz Ester’e de yansıyor.”

“Hayret ismini değiştirip Emine filan yapmamışlar.”

“Ahmet amca karısına çok aşıkmış, ismini annesi koyduğu için kıyamamış değiştirmeye… Her neyse, sadece aile içerisinde değil, dışarıda da benzer bir baskı ve ayrıca ötekileştirme yaşayan Ester, içine kapanık ve sessiz bir çocuk olur.”

“Valla geçen gün hiç de öyle değildi.”

“Sabredersen anlatmaya devam ediyorum… Zaman böyle akıp giderken günlerden bir gün, lisede Günter diye bir çocukla sevgili olur.”

“Günter çok talihsiz bir isim ama ya!”

“Konudan sapıyorsun, ama bozma akışı lütfen… Tarih dersi için bir araştırma ödevi verilir Ester’e. Kamboçya’nın tarihi ile ilgili olan bu ödeve hazırlanan Ester için asıl değişim buradan sonra başlar. Bir dönem Kamboçya’yı yöneten Pol Pot isimli bir diktatör, Kızıl Kemer adı verilen bir gerilla grubu marifetiyle Kamboçya halkının büyük bir bölümünü, bir çiftçi toplumu oluşturabilmek adına katleder. Bilim ve eğitimi yasaklar, yabancı dil bilenleri, hatta gözlük takanları bile entelektüel olarak niteleyerek öldürür.”

“Ay yok artık daha neler!”

“Gerçek bu sevgilim… Ester, ilginç bir biçimde bu olaylar ile kendi yaşadıkları arasında bir bağ kurar. Zaman içerisinde, Günter’in sosyal bir karakter olmasının da etkisiyle kabuğundan çıkmaya başlar ve ne zaman kendini zor durumda hissetse gözlerini kapatıp içinden ‘Kamboçya!’ diyerek rahatlayana kadar tekrarlar.”

“İlginç bir hikaye.”

“Bu hikayede Günter, Ester’in psikolojik olarak kendini gerçekleştirebilmesi adına ona ilk başta destek vermiş bir el sadece. Geri kalanı Ester’in kendi becerisi. Bilmem kendimi tam olarak anlatabiliyor muyum sevgiliciğim?”

Nihal hayıflanır. “Peki sevgiliciğim Gülay, senin bu Ester arkadaş ile geçmişte aranızda herhangi bir şey yaşanmış olabilir mi?”

“Haklılığıma sırt dönüp lafı çarpıtamazsın Nihal.”

“Peki… Haklısın, istersen kitaplar üzerinden örneklemeler yapmadan da bir takım şeyleri açıklayabiliyorsun ve evet aslında benim yaşadığım bir hayranlık değil minnettarlık!.. Peki senin Ester ile aranda ne geçti Gülay?”

“Yani seninle tanışmadan birkaç ay önce bir miktar flört etmiş olabiliriz…” dedi ve gülümsedi Gülay. O anda neden utandığına bir mana getiremiyordu.

Nihal Gülay’a döndü ve Gülay’ı da kendine çevirip dudaklarından öptü. “İyi ki sadece flört etmişsin sayın sevgilim. Seni seviyorum…”

Gülay o anda Nihal’e bir cevap vermedi. Gözlerinin gerekli şeyleri söylediğinin ve Nihal’in de bunu anladığının farkındaydı. Mutluluk ve tatlı bir utancı, yersiz bir huzursuzluk ila harmanlanmış olarak hissediyordu. Bu denli duygusal boşluklarının olması ve hatta bu boşlukların bir başkası tarafından doldurulması durumu bir yandan çok güzel, diğer bir taraftan çok tehlikeliydi. Nihal’in gözlerinin içine uzunca baktı ve içinden “Lütfen terk ederken bunu sessizce yap. Çünkü başka türlü bir yüzleşmeye kalbim dayanmaz.” diye geçirdi.

Khaled Mouzanar - Succar Ya Banat