Anime’leri Uzun Metraj Film Yapmak

Film olmuş Anime’ler ile ilgili kısa kısa tespitler.

Yazar Notu: İnceleme içerisinde bolca geçen ve sürekli tekrar edilen “anime” ve “manga” terimleri, konunun bilakis kendileri ile alakalı olması nedeniyle ve yazar tarafından hususi bir saygı duyuldukları için özel isim muamelesi görmekte ve bu muameleye göre imla düzenine sokulmaktadırlar.

“O koca gözlerinin içinde ne sırlar gizli acaba?” diyerek çocukluğumdan beri bıkmadan sıkılmadan izlediğim Anime’ler, Anime’lerimiz… Şeker Kız Candy, Ay Savaşçısı ve Pokemon ile çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçiren bendeniz ve dahi bazılarınız, bir yerden sonra eşek kadar insanlar olduk fikriyatına gark olunca, bu seyrine doyulmaz güzelliklerin peşini bıraktık. Sonrası CNBC-E, sonrası E2… Günlerden bir gün (en azından benim için) yanı başımda beliren herhangi bir bireyin (arkadaş, akraba, yoldan geçen veya durakta bekleyen biri vs. gibi) Anime’lerden köpürte köpürte bahsetmesiyle birlikte bir anda aklımdan şu soru belirdi: “Ya acaba?..”

İşte, tam bu sonunda söylenecek her sözün aslında çok manasız olacağı sorunun bünyemde yarattığı kendini gazlama hissiyatının akabinde, o bireye dönüp, yekten bir cesaret ile “Mesela ben şimdi izlemek istesem hangisinden başlayayım?” diye sordum. Konunun uzmanı birey, sanki çok matah bir şey yapıyormuş gibi, sanki beni ağına düşürmüş gibi “Hmm”layarak, “Ehem öhöm”leyerek her başlangıç seviyesi Anime sempatizanına verilen, adeta yazılı olmayan bir kural gereği ilk onu seyretmenin gerektiği bir durum varmışçasına “Death Note”u tavsiyesini verdi.

Bu kadar abartılı ve uzun cümlelerin ardından umarım siz de bu tavsiyeyi almış ve bu yazıyı okumayı bitirdikten sonra Death Note ile başınıza yeni bir bela sarmışsınızdır. Zira kapısından içeri girdiğiniz bu müthiş Japon kültürü –ki Anime sadece bir çizgi film değil, başlı başına bir kültürdür- sizi bir daha asla geri bırakmayacaktır.

O zaman şimdi de gelelim işin yazı başlığında belirtilen kısmına (böylesi bir girizgah yapmak aslında hiç aklımdan geçmemişti). Amerikan çizgi filmleri, özellikle 1990’larda popülerleşmeye başlayan Anime’ler ile zaman geçtikçe yarışamaz hale geldi. Böylesi bir durumda çok iyi olan lakin sektörün popülerliğini yeniden geri kazanması için yetersiz kalan “Avatar: The Last Airbander”ın izleyiciye sunulması yerinde bir örnek olabilir. E tabi elin Amerikalısı boş durur mu? “Madem galip gelemiyorum, o zaman ben de pastadan payımı yerim!” diyerek, malum pastadan payını almak adına kimi Anime’nin beyaz perde yayın haklarını satın almaya başlar. Tam burada yüzüm düşüyor, üzülüyorum. Çünkü, gerçekleştirilen eylemin tam bir fiyaskoya dönüşmesi durumu söz konusu.

Yazının buradan sonrasında Anime olarak hayat bulmuş, ardından Amerikan Film Endüstrisi tarafından film hakları satın alınarak beyaz perdeye uyarlanmış üç örnek sizleri bekliyor.

1. Dragon Ball

  • Anime (IMDB: 8,5)

Dragon Ball doğa üstü güçler, dövüş sanatları ve fantastik türlerini de içeren bir Anime olup,  neredeyse tüm örnekleri gibi bir Manga (Japon çizgi romanı) uyarlamasıdır. Ariya

Tokoyoma’nın kaleminden taşan bu şaheser Manga olduğu dönemde sadece Japonya’da 159 milyon satılmış, 1986 yılından itibaren de Anime serisi olarak hikayesine devam etmiştir. Başkahramanımız Son Goku bir gün ejder toplarının peşinden koşturan Bulma ile tanışır ve olaylar dallana budaklana gelişir. Günümüze kadar uzanan Anime serilerine sahip Dragon Ball’da Son Goku önce dünyanın, ardından galaksinin ve kainatın, bu da yetmemiş olacak ki nihayetinde paralel evrenlerin de (!) en iyi dövüşçüsü olur. Aynı zamanda ilk defa küçük bir velet olarak gördüğümüz Goku, zaman içerisinde büyür, olgunlaşır, çoluk çocuğa ve hatta torun tombalağa bile karışır. Etrafındaki dostları ile birlikte kocaman bir aile olurlar adeta.

  • Film (IMDB: 2,5)

2009 yılında yapım şirketi 20th Century Fox tarafından, baştan sona “Neden bö

yle oldu ki?” sorusunun insanın kafasından gitmediği bir şey (evet doğru okudunuz, şey) Dragon Ball Evolution ismi ile izleyicinin beğenisine sunulur. Orijinal Serinin düşmanlarından Piccolo ile olan kısmın anlatıldığı, sahne geçişlerinin, ana hikayeden uzak tipik bir Amerikan ergeninin ekseninde dönen filmin Başrollerinde Shameless’lerin Steve Wilton’u (Justin Chatwin) ile Fiona Gallagher’ı (Emmy Rossom) boy göstermekte. E ne diyelim, gençlik hatasıdır, olmuştur…

 

2. Death Note

  • Anime (IMDB: 9,0)

Tsugumi Ooba tarafından yazılan ve Takeshi Obata tarafından resmedilen ve 2003 yılı aralık ayında yayınlanmaya başlayan Manga, 2006 yılından itibaren doğa üstü güçler ve fantastik türleri adı altında 37 bölümlük bir Anime serisine kavuşmuştur. Aşırı zeki lise öğrencisi Yagami Light, aşırı zekasından sebep çok sıkıc

ı bulduğu hayatının sıradan bir okul gününde, okulun bahçesine düşen ve üzerinde Death Note yazan bir defter bulur. Defterin içindeki açıklamalarda, defter sayesinde insanları öldürmenin mümkün olduğu anlatılmaktadır. Bunun için sadece ölmesi istenilen kişinin yüzünün zihninde canlandırarak adının yazılması yeterlidir. Buna inanmayan Yagami bey, işin ciddiyetini yaptığı bir deneme ile fark edince, üstüne defterin asıl sahibi Shinigami (ölüm meleği) Ryuk ile tanışınca bir karar verir; Tüm dünyayı suçtan ve suçlulardan temizleyerek kendi krallığında bir ütopya (ama, tabii ki bu bir distopya olacaktır) oluşturacaktır. Kimilerine göre 24. bölümde biten anime, şahsım için 37 bölümlük bir seyir keyfidir.

  • Film (IMDB: 4,5)

Death Note’un film haklarını alan Netflix ise ana konuya sadık, ancak Dragon Ball filminde yapılan Amerikan kafası hataların peşinden sürüklenen bir film yapmıştır. Yagami Light’i (filmdeki adı ile Light Turner’ı) canlandıran  Nat Wolff ile ilgili sinetografisinde kayda değer bir şey yakalayamamış olmam, Netflix’in filmin kastını ucuza getirmeye çalıştığı fikrini uyandırıyor bende. Bir de keşke Ryuk’u güvenilmez ve korkunçlu bir karakter yapmasalarmış diyebiliyorum. Yine de Dragon Ball Evolution’dan daha derli toplu bir iş olduğu kesin. Ayrıca film içeriğinde Anme’de hiç olmayan bolca paranoya ve gerilim içermektedir.

 

3. Ghost İn The Shell

  • Anime (IMDB: 8,0)

Yaratıcısı Masamune Shirow olan ve 1989 yılından itibaren 1997 yılına kadar yayınlanan Manga serisi, diğer örneklerden farklı olarak 1995 yılında, Si-Fi türündeki Anime film ile gösterime giren Ghost In The Shell, değeri sonraları bilinen ve hayran kitlesi artan bir başyapıt diyebiliriz. Öyle ki; 2004 yılında gösterime giren Ghost İn The Shell 2: The Innocence Cannes Film

Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmıştır. Ayrıca birkaç Anime serisi de bulunan bu canım eserin konusu, tüm dünyanın bağlı olduğu bir network ağında, artık bilinç transferinin ve beden değiştirmenin de mümkün olduğu bir distopyada (Altred Carbon’u izleyenler el kaldırsın), sibernetik bedenler içerisinde yerleşik bilinçlerden, sistemi hack etmek yolu ile çeşitli gizli bilgileri ele geçiren Pupet Master isimli bir siber suçlunun yakalanması için uğraşan, yine üstün donanımlı bir sibernetik bedene sahip olan Binbaşı Mutono Kusanagi ve ekibi 9. Şube elemanlarının çabasını anlatmaktadır. (Çok sevdiğim için uzun uzun anlatmaya çalıştığım doğrudur.)

  • Film (IMDB: 6,3)

Yapımcıları olan Paramound Pictures ve DreamWorks Pictures’ın Sinema uyarlaması versiyonunun başrolünde ise Scarlett Johansson yer almakta. Film boyunca tema tamamen orijinal hikayeye bağlı bir ilerleyiş sergilemektedir. Sadece bu yüzden bile yukarıdaki iki neredeyse çöpün hak etmediği saygıyı hak etmektedir. Hatta orijinal hikayeye sadakatini kullanılan müziklerden de anlayabilirsiniz. Geriye kalan ufak tefek senaryo farklılıkları inanın göze batmıyor. Netice olarak  bu film, Anime’den devşirilip, Amerikan yapımı olmuş filmler arasında en iyisi diyebilirim.

 

Yukarıdaki örneklemeler haricinde 2021 Yılında vizyona girecek olan Covboy Bebop filmi için bir şey söylemek mümkün değil. Onu da izleyip göreceğiz. Lakin 26 bölüm olan serinin geneli fail bölümlerden (ana konu dışında küçük hikayelerin anlatıldığı bölümler) oluştuğu için, tedirgince iyi olacağına kanaat getiriyorum.

Uzun lafın kısası, fikir ve işleniş olarak orijinal, kendilerine ait temaları ve içlerinde kült karakterleri bulunduran, sevenleri tarafından büyük beğeni ile karşılanan Anime’ler, bu saydığım özelliklerinden dolayı hiç dokunulmaması gereken, orijinal halleriyle muhafaza edilmesi şart olan eserlerken, kendilerinden zorla türetilmiş yan sanayi mamullerinin olması aslında hiç kabul edilir gibi bir durum değil. Umarım daha nice zaten zirvede olan Anime şaheseri, gelecek zamanlarda yeniden bu tip muamelelere maruz kalmaz.